resmin öyküsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
resmin öyküsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2019 Salı

Tanımak

Görsel: Araşiyama Bambu Ormanı, Kyoto - Japonya
Bildiğin şey sana aittir, çünkü bilmediğini tanıyamazsın, tanımadığını kendine katamazsın... Bu fotoğrafa bakınca "Aaa, Bambu" diyemiyorsan, bambu var mıdır?
Bir gün Toscana'da, bir yolculuk yaparken bir bambu ormanına girdik... O bambu ormanı bizim oldu, çünkü onu tanıdık... Bambuyu biliyorduk, artık bizdendir...

Düne kadar Boşnakça bilmiyordum, kimbilir kaç defa Boşnakça konuşulduğunu duydum, Rusça sandım belki... Rusça biraz benimdi, Boşnakça bana uzak...

Şeftali yerken, şeftali benim midir, kim bilir, ama ağacını, yaprağını tanıyorsam, çekirdeğini toprağa ben koyduysam, çıkan filizi ilk ben gördüysem, bugün sulasam mı acaba diye düşündüysem o ağaç bizdendir...

Tanımak, bilmek emektir... Verdiğin emek senindir.

İşte bu nedenle öğrenmek derslikte değil, yerinde bizimledir.

21 Şubat 2019 Perşembe

Yıldız


Yıldızların kraliçesi geldi, pırıl pırıl ışıldıyor gözleri... Saçlarında gün ışığı, ellerinde yıldızlar...
Gece, karanlık, pırıl pırıl ışıldıyor yıldızlar...
Birkaç yıldız şuraya,
Bir tane bu tarafa,
Şu da yalnız kalmış orada, yanına birkaç tane...

Kraliçe ama, onun da işi bu işte...
Yıldızları kollamak..
Her gece dağıtıp her sabah toplamak...

Herkesin bir işi var, işi yaparken ne kadar parladığın sana kalmış...

Kum

Bir kaya gibi duruyorsun ya orada, hiç kıpırdamadan, bir nebze olsun esnemeden, dimdik...
Bir kaya gibi sarsılmaz, yerinden oynatılamaz, ağır...
Yine de sırtımı dayamam sana, güvenemem, hiç kimseye, hiç birine... Kaya da olsa...

O kaya değil midir, dalgaların ortasında sapasağlam duruyor sandığın, oysa gün be gün yıpranan belli etmeden, alttan alta oyulan...

Düşün o kaya değil miydi bugünün kum tanesi sahilde üstüne basıp geçiverdiğin...

Kaya...

Bir düşün...

9 Ocak 2019 Çarşamba

Dondum

Görsel: Elena Elisseeva
Kışı çok severim bilir misin? Bir bekleme dönemidir, bir sükunet gelir insanın üstüne doğa ile barışık yaşıyorsa eğer... Bakma sen o "medeniyet zırhı"nın koşturmacasına... Bir hareket, bir telaş... Kış dediğin ateştir içten içe yanan... Beklemektir toprağın karnında açacağın günü... Durmaktır, kalmaktır kış... Donmaktır...

Ama asla ölmek değildir, umuttur, tohumdur, nabızdır içten içe atan...

8 Ocak 2019 Salı

Uzak

Görsel: Pinterest
"Ne yapacaksın ki orada?" dedi... Her şeyden uzak, tek başına, dağ başında...
"Pencere" dedim, "bir pencere yeter bana... Başka bir şeye ihtiyacım yok başımı sokacak bir damdan başka bir şeye ihtiyacım yok, bir de gözümün göreceği kadar uzağa açılan bir pencere isterim sadece... "
- Ya ses? Sessizliğin sesini mi dinleyeceksin bütün gün?
- Sen hiç dinledin mi sessizliğin sesini... Muhteşemdir, ama dinlemesi çok zordur, çünkü beynimin içinde bir geveze var benim, hiç susmuyor ki... Gece ve gündüz...
- Yorganı al bari yanına, üşürsün akşam vakti... Bir ölüm soğuğu çöker üstüne... Uzanırsın, için geçer, bir kuş gelir konar pencereye, hafiflersin...
- Gördün mü, demiştim sana... Pencere olmazsa, olmaz işte...
- Sen yine de yorganı unutma...

6 Ocak 2019 Pazar

Kenarda

İlk bakışta gözünüz görmez beni... O büyük ağacı görürsünüz siz... Kalbini, köklerini, dallarını... Kuşlar da öyle yapıyor, böcekler de... Rengarenk çiçeklerinin etrafında pervane güneş de ay da...

Oysa ben, zayıf, incecik dallarımla, boğulmak üzereyim kenarda... Nefes alamıyorum, güneşe uzanamıyorum... Mutsuz değilim, hayır, azimliyim aksine... Bir amacım var, hayatta kalmak... Bir niyetim var, güneşe ulaşmak...

Bir gün, eminim, bir gün, benim de zamanım gelecek...

İşte o zaman belli olur kim olduğum... Özümün iyiliği... Az öteye kaçabilir miyim? Diğer zayıfları görür mü gözüm? Kuşlara der miyim, biraz da o  miniklere söyleyin şarkınızı? Kim bilir?
O zaman anlayacağız.

4 Ocak 2019 Cuma

Başlangıç

Görsel: Matteo Arfanotti
Bilir misin, başlangıçların karanlık bir tarafı vardır. Minik bir ışıktır seni oraya doğru iten, bir umudun ufacık bir mum ışığı... Karanlığı sevemeyen sevemez başlangıçları... Önceleri kapkaranlıktır çünkü her yer... El yordamı ile ilerlersin... Tökezlersin kaç kere, daha sonra çok da aşina olacağın o taşlara takılıp... Çaresi yok, her başlangıç bir bilinmeyen... Adımını attın mı, seveceksin karanlığı, alışacaksın... Yoksa ilerleyemezsin...
Bir adım, bir adım daha, umudun aydınlığına doğru... Başka da bir şey yok elinde... Yalnızsın o karanlıkta... Yola çıktığında ortakların bile olsa yanında, herkes kendi karanlığını içinde taşır... Benzemez biri bir diğerine... Benzese bile anlatılamaz o benzerlik... Çaresi yok alışacaksın... Yeni ayı gördün mü çıkacaksın yola...
Lakin bil ki bir hastalıktır bu, peşini bırakmaz insanın... Dolunaya ulaştın mı, başlarsın özlemeye o karanlıkları... Yeni yol, yeni başlangıç tırmalamaya başlar içine dönen karanlık gözlerini... Çaresi yok, alışacaksın...

17 Aralık 2018 Pazartesi

Ulu

Görsel: Sequoia National Park
Bir ağaç olabilir misiniz?
Ulu
Derin
Kadim
Köklü
Eski
Yoğun
Dalları gökyüzüne uzanmış, güneşe değecek sanki
Kökleri derinlerde, dünyanın merkezine varmış belki
Çevresi kimbilir kaç insan eder?
Hangi hayvanlara yuva olmuş gövdesi?

Orada olsam şimdi, ufacık, ölümlü, kırılgan halimle...

Sarılsam o kadim gövdeye...
Anlatsa,
Dinlesem,
Sevgiyi öğrensem,
Bırakmayı, teslim olmanın bilgeliğini, kök salmanın, yuva olmanın, güven vermenin derinliğini...
Bir ağaç olmanın zorluğunu, bir orman olmanın gücünü... Güvenliği, barınmayı, hayatı...

21 Kasım 2018 Çarşamba

Sonbahar


Görsel: https://cityportal.gr
Kalktım, bir kelebek gibi zarifçe kalktım yatağımdan, penceremde çiçeklenmiş bir ağaç, bir erik ağacı, incecik beyaz çiçekleri ile şenlendirmiş manzarayı, biliyorum, yılın o en kibar mevsimindeyiz, çiçekler, arılar, toprakta bir hareket... Herkesin neşesi yerinde... Bir umut, bir mutluluk, bir çalışma hevesi...

Kalbime bakıyorum sonra, hüzüm, hep bir hüzün... Saçlarım sonbahar yaprakları gibi kızıl... Ellerimde sandık lekesi gibi çillerim... Çok beklemekten olsa gerek... Bekledikçe sararıyor gibi benzim, oysa pembeleşmesi gerekmez miydi bahar dalları gibi? Gencim henüz, gencim, değil mi? Onaltı, taş çatlasa onyedi belki, daha fazla olamam, aynaları odamdan kaldırdıklarından beri...

31 Ekim 2018 Çarşamba

CUP

Nefes alamıyorum, buraya nasıl geldim, hatırlamıyorum... Sesler boğuk, sadece kalbimin atışını duyabiliyorum, oysa biraz önce kuşların cıvıltısını dinliyordum. Ayaklarımın altında çıtırdayan sonbahar yapraklarının melodisine ayak uydurup bir ıslık tutturmuştum kuşlara inat. Cıvıltıların yoğunluğundan akşamın olmasına az kaldığını fark ettim... "Geri dönmeliyim" dedim kendime... Ama işte dudaklarımdaki o türkü yok mu, adım adım ilerlememe neden oluyor... Ayakkabılarımın burnuna diktim gözlerimi, bir adım, bir adım daha, çıtır çıtır kırılan kuru yapraklar.. Sonbaharın turuncu ve kırmızıları... Sarılar daha yumuşak, onlar çıtırdamıyor...

Güneş iyice azaldı şimdi, renkler seçilmiyor, kafamı kaldırdım gökyüzüne... Ağaçlar çok yüksek, tepeleri görünmüyor, sadece gökyüzünün açıklığı... Kuşların sesi de kesildi... İlerlemeye devam etmemem lazım aslında...

Bir adım, bir adım daha...
Sonra...
Sonra CUP

24 Ekim 2018 Çarşamba

Bekleyen

Görsel: Andrey Bobir - Annihilation of Sense 

Biliyor musun? Buradayım ben... Sanırım 6 saat olmuştur ya da 6 gün, emin değilim. Buradayım. Sonra fark ettim, gelmedin, otururken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor insan, öylece kalakalıyor sadece, bir iskemle yetiyor ne de olsa oturmak için. Dalmışım ben de...

Neden buraya geldiğimi unuttum önce, sonra yavaş yavaş, bir yüz geldi aklıma, gözler, bir perçem siyah saç, bir el, saçları kulağın arkasına iten, bir kulak, sevimli, biraz büyükçe, saçı taşıyabilecek kadar... Sevimli bir alt dudak, ince narin parmakları elin, burnun üstüne tedirgince dokunan, hafif çilli kalkık bir burun, bilmiş biraz...

Hatırladım, sen... Gelecektin sanki, öyle sanıyorum, 6 hafta olmuş mudur, 6 dakika mı yoksa sadece? Buraya geldim, bu tabureye oturdum, ondan eminim... Gri gözlerin vardı, onu da hatırlıyorum... Etraf biraz sisli bir süredir... Geldin de beni mi göremedin? Erken mi geldim, yoksa kaçırdım mı seni?

Sahi kimdim ben?

17 Mart 2018 Cumartesi

Yırtıcı

Huzur içinde ormanın sesini dinliyorum... Suyun şırıltısını, yaprakların kıpırtısını,bir ağaçkakan tıkırdatıyor bir ağaç gövdesini... Güneş süzülüyor taaa tepeden, seyrek yaprakların arasından... Bir karaltı geçiyor sonra, sanki daha bir sessizleşiyor orman... Karanlık bir kuş uçuyor tepeden, iri sanki biraz, sanki biraz tekinsiz... Bir anda tetikte hissediyorum kendimi... Sanki biraz sonra bir şeyler olacak... Denge bozulmuş gibi bir anda, belli yakında bir şey olacak... Büyük bir şey olmayabilir, ama belli ki herkes teyakkuzda benimle birlikte... Bütün evren bekliyor, denge eğrildi biraz, büküldü... Terazinin bir kefesi ağırlaştı... Bekliyoruz nefesimizi tuttuk... Gerilimi hissedebiliyorum toprakta bile, enerji yükseldi, sanki birazdan bir yıldırım düşecek gibi... Birazdan bir şey olacak ve evrende denge yeniden sağlanacak...

Ne kadar yırtıcı olsa da denge bu...

15 Mart 2018 Perşembe

Kar kırmızı

Görsel: jackiemorris.co.uk


Sen sevgi nedir bilir misin? Gönlünün genişlediğini, sanki tüm evreni içine alacakmış gibi engin bir deniz olduğunu hissettin mi hiç? Bir avuç kuşburnu elimde, açlıktan ölmek üzere olan o muazzam beyaz hayvanı gördüğümde, hissettiklerimi ancak bu sözler bir nebze olsun anlatabilir...
Tanışıyorduk, çok eskilerden tanışıyorduk, biliyorum, o da biliyordu ki, bir anlığına da olsa gözlerinin gerisinde bir pırıltı oldu, "nerelerdeydin?" dedi gönül diliyle, "çok geç olacaktı neredeyse..." Belki de yüzyıllar geçmişti tanışalı biz, bu geçen yüzyıllar boyunca paralel yaşamıştık da tekrar göz göze, can cana olmamıştık...
Neredeyse bu defa da çok geç olacaktı, ayrılmak üzereydi çünkü, hissediyordum, aramızdaki derin bağ sayesinde... Koştum, sarıldım, başını kucağıma dayadı, bir sonsuzluk boyu sürdü o AN... Yüreklerimiz birlikte attı... Avucumda kalmıştı meyveler, yese, belki iyi gelirdi, ama ne onun hali vardı ağzını açmaya ne benim içim elveriyordu o halini görmeye, öylece kaldık işte... Kaldık bir ömür sonu...

11 Aralık 2017 Pazartesi

Bir adım at

Bir adım at, kalk bir adım at... Kapıyı aç, dışarı çık, güneşi ara... Bir adım at, bir nefes al, yaşadığını fark et... Canlı olmakla kalma, tazelen, taze kal... Ciğerlerine çektiğinin yaşam olduğunu fark et... Seninle birlikte nefes alan tüm o canlıları düşün, hayvanları, ağaçları...

Bir adım at, etrafına bak, etrafındaki sesleri duy, doğanın müziğini, bir ağacı okşa, bir çiçeğe merhaba de...

İşte o zaman göreceksin kelebekleri, güneş ışığı dansını yaparken, hissedeceksin varlıklarını ve sevineceksin...

İçin neşe ile dolarken sevgiyi hissedeceksin, o müthiş yüce gücü, teninde dolanan yaprakların hışırtısı mı, rüzgarın kıpırtısı mı? Bir kuş mu öttü az ötede?

Bir adım daha at...

Canlı olmak yetmez, tazeleneceksin...

28 Kasım 2017 Salı

Kutunun Dışında

Yürüdüm bir süre ellerim ceplerimde
Bir duvarın önüne geldim
Duvar boyunca yürüdüm sonra
Bir açıklık aradım
Baktım durdum, bir kapı, bir yarık, bir çatlak aradım duvarda...

Sapasağlam bir duvardı, hiç geçit yoktu diğer tarafa.
Duvarın dibine çöktüm yorulunca
Toprağı elledim, çimeni kokladım, içim geçmiş...

O zaman gördüm duvarın arkasını
Bir ufuk, bir deniz, bir yelkenli, biraz bulut, biraz güneş...

Duvar mı? Üstüne tırmandım...

24 Ekim 2017 Salı

Görece

Görsel: Bi'kutu Mutluluk
Sabah uyandım ve yağmuru gördüm, o harika dolgun damlaların düşüşüne tanık oldum, mis gibi toprak kokusunu çektim içime... Balkondaki saksılarıma baktım, hepsinin mutluluğunu hissettim derinden, suyla yıkanmanın, suya doymanın müteşekkir halini...

Sonra durdum, oğlumu düşündüm... Birazdan evden çıkıp o yağmurda ıslanacak, otobüse yürüyecek, ıslak ayakları ile derste üşüyecek olan oğlumu... Tabii ki onun gibi ıslanacak, başına bir dam bulamayan pek çok insanı...

Çiftçileri düşündüm, bir kısmı hasattan önce yağmur için dua eden, bir kısmı ürünü bozulmasın diye yağmur yağmadan hasat etmeye çalışan çeşit çeşit çiftçiyi...

Hayat baktığın yerdedir... Ne kadar farklı yerden bakabiliyorsan o kadar geniş bir hayat yaşıyorsun... İster mutfaktan yükselen kek kokusu ile pencere kenarında kitabını oku, istersen yağmur altında zeytin toplamaya çalış... Hayat baktığın yerdedir.

Bir Yaprak

Bir yaprak aldım elime yerden, bir sonbahar yaprağı, sarı, hatta kahverengine çalıyor biraz, yerde sürükleniyordu oradan oraya, aldım elime, baktım... Bir çınar yaprağı, geçmişten kalan bir yaprak, yenilenme zamanı geldiğinde arkada bırakılmış... Bir zamanlar dolu dolu yaşanmış eski bir aşk hikayesi gibi bir yaprak... Mutlu bir aşk hikayesi, sevgi dolu, güzel anıları olan bir aşk hikayesi... Ancak vakti dolmuş, yaşanmış ve bitmiş...

İşte bu nedenle geride bırakmak gereken bir yaprak bu, onarmaya kalkmanın anlamı olmayan bir aşk hikayesi gibi işte... Yeşile boyayabilir misin yeniden sararmış o yaprağı, ağaca yerine takabilir misin yeniden, sanki hiç sararmamış gibi...
Kabul etmek lazım, bittiyse bitmiştir, geriye dönük yaşanmaz hayat... Oradan aldığımız bir tatlı hüzün ile devam etmek lazım...

İşte böylece bıraktım elimden o kadim sonbahar yaprağını...

16 Ekim 2017 Pazartesi

Belki...


Kapı, kapı, kapı...

Baktığım her yerde kapı görüyorum... Yepyeni maceralara hazırım sanırım, ama kapıya gidemeyecek kadar tembelim... Evren bana sürekli kapıyı gösteriyor...

Git kapıyı aç...
- Açmam, açamam...
Neden?
- Yerimden kalkmaya üşeniyorum...
Kapıyı açmazsan senin için hazırlanan sürprizleri bilemezsin ki... Hiç merak etmiyor musun?
- Bilmem, belki...

Belki, evet, belki...

Bir son söz olarak "BELKİ"...

Yani hep sürüncemede hayat, ne kapıyı açmaya gücü var, ne de kapatmaya cesareti...

Eeee?
- Belki...

Hadi oradan... 

20 Eylül 2017 Çarşamba

Duvar



Zordur insanın kendi duvarlarını yıkması... Öncelikle farkında olması gerekir o duvarların... Bilmiyorsa eğer, akvaryumun içindeki balık gibi yüzüp durur kendi sınırları içinde...

Gel gör ki, bir defa duvara toslamayagörsün insan... O zaman da hayat o duvardan ibaret olur sanki... Her daim bakar, sırıtır karşısında...

Bazen, bazıları, farkında olmakla birlikte duvarın, nasıl kurtulacaklarını bilemezler... Bir süre sonra yorulur yürekleri, yoklamaktan vazgeçerler... İşte o zaman roller başlar hayatın içinde, sahte hayatlar... Yokmuş gibi yaşarlar o duvarlar, kıyısına kadar gelip değmeden geçmekte ustalaşır insan bir süre sonra... Mutluymuş gibi, özgürmüş gibi, severmiş gibi... Hatta inandırır kendini seçimlerini yaşadığına...

İnadına alışamaz kimi de, bir çare arar durur duvarları yıkmak için, kimi zaman kafasını vurur duvarlara, kimi zaman kenarından yontar. "Rahat mı batıyor sana, beğenmediğin nedir, herkes senin gibi bir hayat yaşamak için çalışıyor, insan şükretmeli" en sık duyduğu sözler olmaya başlar...

Ama zamanla bir ışık sızmaya başlar yıpranan yerlerden, bir ferahlık hissi... Bir umut... Denemeye devam... En azından bir pencere açana kadar...


5 Eylül 2017 Salı

Yalnız

Fotoğraf: Scala Scaminia - Midilli

Uzaktaydım, yaklaşıyordum adım adım, buraları keşfetmek için geliyordum... Bir anda gördüm seni orada, öylece bekliyordun, kimi? Beni mi?
Gitmek istemiyordun, orada öylece kalmak istiyordun, belliydi bu. Yine de yalnız kalmaktan hoşnut değildin. Temiz ve iyi görünmene rağmen, yıpranmıştın hayattan, belliydi yüzeyde olmasa da içinde taşıdığın yaralar... Yemyeşil çimenler yerine o boz toprakta yatışında bir şeyler vardı bana beni hatırlatan... Uzaktan bakıyordun birbirine meyletmiş ılgın ağaçlarına, kendine benzer bir yan arıyordun onlarda, bulamıyordun belli ki... Nazlı nazlı sallanan dallarına bakıp iç geçirsen de gönlünün kırgınlıkları engel oluyordu burnunu onlardan yana çevirmeye...

Biliyorum, kendimden biliyorum... Kırgınlıklarına sarınıp yine de bir umut bekleyen, hala bekleyen, ama geleni göremeyecek kadar yaralı yüreğimden biliyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...