mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2015 Perşembe

Giden gitti...

Bazen hayatın devam etmesine ihtiyacın vardır... Sadece devam etmesine...

Yastasın biliyorum, hep ağlamak geliyor içinden... Durup dururken süzülüyor yaşlar kirpiklerinden...

Olabilir, teselli kelimeleri sökük yamalar gibi durabilir kalbinde...

Acını paylaşamam, o sana ait. Yaranı sarabilirim ancak, gösterirsen bana... Bazen onu bile yapamam... Beklemek gerekir iyileşmesi için...

Zaman acıları alıp götürmez, üstünü örter zaten... Bazen yara henüz sıcakken korun üzerine kar örtmüşsün gibi olur... Göz yaşları işte o eriyen karlardan gelir... Sonra... Sonra kar yağmaya devam eder işte...

Buna ihtiyacın var... Hayatın devam etmesine... Sessizce...

10 Ekim 2015 Cumartesi

BABALIK ÜZERİNE


Bu paylaşım tesadüfen karşıma çıktı bugün… Aslında genellikle kızlar ve babaları hakkında, birbirlerini ne kadar sevdikleri ve nasıl destek oldukları hakkında yazılara denk gelirim de bu kadar gerçek bir paylaşıma uzun süredir rastlamamıştım. İçim sızladı, esinlendim…
***
Seni ne çok sevdim bilir misin, oğlum… Dimdik dur istedim hep hayata karşı. Ayakların yere sağlam bassın, alnın açık olsun istedim. Erkek adam ol, aile babası ol, evinin reisi ol istedim.
Yufka yürekli olsan da belli etme gözünün yaşını, merhametli olsan da geçit verme namerde. Sımsıkı kapalı olsun yumrukların, hayatın sillelerine karşı hazırlıklı ol. Gözlerini yumma da haksızlıklara karşı, aileni korumak için, gerekiyorsa başını çevir başka yöne. Yoksa yıkarlar seni, hazır bekliyorlar kapıda.
Kimselere emanet edemem seni, kendinden başka. Bu yüzden sert olmalısın ceviz kabuğu gibi, özünü saklamalısın içinde… Kimseler bilmemeli topraktan başka… Kırmaya çalışanlar olacaktır elbet vaktinden önce, özünü almak isteyenler, saklamalısın.
Seni ne çok sevdim bilir misin, oğlum… Ama gösteremem sana, sarılırsam yumuşamandan korkarım…
Sarılırsam, yumuşamaktan korkarım, saklarım göz yaşlarımı gecelere… Bilme sen de…
16 Nisan 2015

18 Eylül 2015 Cuma

EVRENE SELAM OLSUN


Evren’im, güzel yavrum benim,

Nasıl da istenen bir bebektin sen, çevremizde şahit olduğumuz pek çok kaza bebekten çok farklıydın. Aylar önce, seni istediğime karar verdiğimde sana hamile olarak  görmüştüm kendimi rüyamda; karnımı okşamıştım daha o zamandan, sevecenlikle, gülümsemiştim. Baban da seni istediğine karar verdiğinde, bir yavru kuş olup geldin bu sefer rüyama. Kumru Hanım’la Kumru Bey’in yuvasını şenlendirdin gelişinle...

Evren’im, güzel çocuğum,

Çok hastaydım, senin varlığını öğrendiğim gün. Doktorun verdiği ilaçları içemedim, sana zarar vermekten korktum, gidip test yaptırdım, “gerçekten var mısın?” diye. Evet, vardın. 1 mm bile olmasa da boyun, gelmiştin artık, vücuduma misafirdin. Çok sevindim, ama uzun bir yol vardı daha önümüzde seninle karşılaşmamıza kadar. Büyümeni izlemeye, beklemeye başladım. Sen artık benim ufacık dünyamdın, evrenimdin. Seninle yatar, seninle kalkar olmuştum. Varlığını da iyice hissettirdin hani, bulantılar, baş dönmeleri ile.

Evrenim, bebeğim,

O anlardan itibaren sana yazmak istedim, ama çok fazla da bağlanmak istemedim sana. Hep derlerdi, ilk 3 ay çok riskli diye. Kimselere söyleyemedim bir süre geldiğini. Herşeyi, herşeyi öğrenmek istedim seninle ilgili. Bol bol okudum, 7 haftalık, 8 haftalık, 9 haftalık neye benzermiş bebekler, annelerine neler yaparlarmış diye. Sen de varlığını daha fazla belli etmeye başladın bu arada karnımda, elbiselerim dar geldi, seni sıkmak istemedim, daha geniş giyindim. Artık saklayamadım seni.

Doktora gittik, minicik kalbin bir toplu iğne başı gibi atıyordu. “Aslan oğlum” dedim, “mahçup etmedin, merakta bırakmadın bizi”. Ne güzel gelişiyordun. “Oğlum” dedim, çünkü biliyordum erkek olduğunu, sen söylemiştin bir gece.

Rüyalarıma gelmeye devam ettin. Annelik hırkasını giydirdin bir gece üzerime. Ve bir gece adını fısıldadın kulağıma “Evren” diye. Zaten evrenimdir, Evren’im oldun.

Peki sonra ne oldu, anlamadım. Hep yemek yemeye başladım geceleri. Bana birşey demek istiyordun, anlamıyordum. Hergün gündüzleri yiyemediklerimi geceleri yiyordum, ama ne demek istedin, hep sordum, anlamadım bir türlü. Anlasaydım ne olacaktı, elimden gelen birşey var mıydı? YOKTU.

Hafta 11, bulantılar kesiliverdi. İlk 3 ayın sıkıntılarını atlattık herhalde diye sevindik. Bağımızı kuvvetlendirebileceğimiz ikinci döneme adım atıyorduk seninle.

Evren’im, ilk göz ağrım,

Seni biz çok istedik, ama bize gelmeyi sen seçtin, zamanını sen seçtin. Adını sen fısıldadın kulağıma. Sonra ne oldu bebeğim? Neden gelmekten vazgeçtin annenin yanına? Aniden neden bırakıverdin bizi?

Doktora gittik yeniden, “gelişmemiş bu bebek,” dedi doktorum “beslenememiş”. O minik kalbin atmıyordu artık. “Olur böyle şeyler” dedi doktor. Çok sık görülen bir durum, biliyorum, çok okudum bebekler hakkında. “Üzülme sakın” dedi, “yine olur.” Kaskatı kaldım orada, ne yapacağımı bilemedim. Bu bir kitap değildi ki, benim evrenimdi. Kapıdan çıkınca babanı aradım, haber vermek için, ama konuşamadım. Yaşlar boşanıverdi gözlerimden, boğazıma düğümlendi kelimeler, “Evren’imiz gitmiş” diyemedim, ağladım sadece, “Gel” diyebildim birtek. Günlerce ağladım, ağladım, ağladım.

Ah, sen, ne kadar istenen bir bebektin. Seni kucağıma alacağım anın hayalleri süslüyordu evrenimi. Ama gelmemeyi seçtin. Bir bildiğin vardır herhalde, KOSKOCA bebeksin.

Evren’im, oğlum benim,

Çok şeyler söylediler ardından beni teselli etmek için, pek çoğu bir nesne gibi bahsetti senden. “Yenisini yaparsınız” dediler genellikle. Anlayamadılar benimle konuştuğunu, senin bir ruhun olduğunu anlayamadılar. Senin benim ilk çocuğum olduğunu ve hep öyle kalacağını anlayamadılar. Başka çocuklarım olacaktır elbet, ama bu senin VAROLMADIĞIN anlamına gelmez ki.

Çok ağladım senin arkandan, ama “Bundan da öğreneceğimiz birşey vardır” demeyi de bildim. Yasını tuttum, ama bilgeliğinden de yararlandım. Demek bize birşey öğretmek istedin. Sen bizden daha iyi bilirsin, KOSKOCA bir ruhsun sen.

Evren’im, biricik yavrum,

Sana çok teşekkür ediyorum, burada bizimle olduğun kısa süre için sana çok teşekkür ediyorum. Benimle konuştuğun, varlığını hissettirdiğin için sana çok teşekkür ediyorum. Bilgeliğini bizimle paylaştığın için sana teşekkür ediyorum. Evrenime katkıda bulunduğun, beni olgunlaştırdığın, bana sabretmeyi öğrettiğin için sana teşekkür ediyorum.

Evren’im, bir tanem,

SENİ SEVİYORUM.


İzmir,

6 Nisan 2005

Bu mektup İmza: Ben isimli kitapta yayınlanmıştır.

24 Ağustos 2015 Pazartesi

ÜSTÜ KALSIN

Görsel: http://www.siirfm.com

Sevgili içimdeki çocuk,
Kendimi; doğduğum andan beri olgun, hatta yaşlı hissettim. Her zaman akıllı, uslu, sorumluluk sahibi, gerçekçi bir çocuk oldum. Öyle ki, anneannemin karşı komşusu Nurten Teyze, zaman zaman “kuzum, sen ne biçim çocuksun, azıcık koşsana şöyle” deyiverirdi. Onun bu uyarısı ile anneannemin elini bırakır, 30 metre kadar ileri gider, sonra dayanamaz geri dönerdim. Her zaman temkinli ve aklı başında davrandım.
İlk gençliğim benden beklenenleri yerine getirmekle geçti. İyi bir evlat, iyi bir öğrenci, iyi bir abla olmaya çalıştım. Kendimi “bir yanım hüzne bakar benim” diye tanımlamayı marifet bildim.
“Olması gerektiği gibi” yaşadım hayatı, sonra bir baktım, bir anne, bir eş, bir yetişkin olmuşum… Pekiyi, içimdeki çılgın çocuk nerede diye sormak aklıma gelmeden ilk yarısını devirmişim hayatımın…
Sevgili içimdeki çocuk,
İşte o zamanlara denk gelir seni aramaya başlamam… Yaşadıklarımın tortusunda senin belli belirsiz göründüğün anların izini sürmem… Bazen bir “amaaaan, boşşşverrrr”de, bazen bir kahkahada, bazen de birkaç damla gözyaşında buldum seni, hep oradaydın aslında. Geldim, elini tuttum senin, gözlerinin içine baktım. “Reddedilmişlik” gördüm gözlerinde, “sevilmemişlik”, “uzaklaştırılmışlık” gördüm…
“Kim sever böyle bir çocuğu?” diye düşündüm ilk: ukala, çok bilmiş, büyümüş-de-küçülmüş… Zamanla fark ettim ki, kuşandığın zırhlarmış bunlar… Ben sana daha çok baktıkça, elini tutmayı sürdürdükçe, seni sevmeye başladım… Sen de bir bir çıkarttın üzerine giydiğin zırhları o zaman…
Anladım ki, çocuk güvenilmek istermiş… Ben seni tanıdıkça sana güvendim. Sen, ben sana güvendikçe daha çok gösterdin gülen yüzünü… Senin yüzün güldükçe ben daha çok sevdim…
Sevgili içimdeki çocuk,
İyi ki, tanımışım seni… Ben ancak seni tanıyınca “büyüdüm”. Ben ancak seni sevince kendimi bildim. Ben ancak kendimi bilince insanlığı sevdim…
En büyük arzum, ömrümün kalan yarısını yaşayıp bitirirken Cemal Süreya gibi vedalaşabilmek hayatla;
Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…
Üstü kalsın…
Ve inanıyorum ki, sen benim elimi tuttukça mümkün olacak bu hayat…
Seni seviyorum…

İmza: BEN
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...