6 dakika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 dakika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2022 Çarşamba

Diyez


 Müziği bile unuttum... Çalmayı, söylemeyi, hatta dans etmeyi... Bemolleri, diyezleri bırak, notalar bile müziğini yitirdi artık benim için... Hayır, kulaklarım duymadığı için değil... İlk zamanlar kalbimin şarkısını duyuyordum yine de bedenimde. Zamanla tükendi müzik... Elini eteğini çekti bedenimden... Bir çürüme kokusu kaldı sadece geride, yavaş yavaş yozlaşıyor o da burnumda. Artık o da gelmiyor burnuma, bıraktı beni bütün duyularım zamanla... 

Sadece gözlerim kaldı geride... Bakıyorum... İnsanların yüzünde duymaya çalışıyorum müziği...

"Onlar duyuyorlar mı acaba?" diye merak ediyorum. Hiç biri duyuyormuş gibi değil.

Ahenk yok ki hareketlerinde...

Duysalar...

Duysalar kendi müziklerini belli olmaz mı dışardan? Hafif bir tebessüm belki, küçük bir ritm tutma...

Duymuyorlar besbelli...

Duysalar...

Anlardım...

Anlardım, değil mi?

19 Haziran 2019 Çarşamba

Sert

Sert dediğin nedir ki?
Tosladığın bir duvardan başka, nedir ki? Toslamaya devam ettiğin müddetçe duvar hep sert midir? Etrafından dolaşmayı deneyen sen nesin o zaman? Yumuşak mı? Liboşsun belki, belki de akıllı... Kimi zaman kurnaz, kimi zaman korkak.
Peki sen korkaksın da duvar ne? Orada öylece durmak bir cesaret göstergesi mi? Akıldan yoksun belki de... Eninde sonunda biri yıkar duvarı... Yıkamaz mı? Bir delik açar, ya da üstünden atlar... Sert olmak büyüklük müdür? Eğilmek daha mı iyi peki?
İşin içine bilinç girmedikçe, duygu girmedikçe ne anlayabiliriz ki o durumdan? Sert gibi görünen çok yumuşak çıkmadı mı geçmişte? Ya da akan su o yumuşacık haliyle kuma çevirmedi mi o koca kayaları?
Bir kum tanesi ne anladı bu durumdan?
Bildi mi suyun annesi, kayanınsa babası olduğunu?

5 Mart 2019 Salı

Tanımak

Görsel: Araşiyama Bambu Ormanı, Kyoto - Japonya
Bildiğin şey sana aittir, çünkü bilmediğini tanıyamazsın, tanımadığını kendine katamazsın... Bu fotoğrafa bakınca "Aaa, Bambu" diyemiyorsan, bambu var mıdır?
Bir gün Toscana'da, bir yolculuk yaparken bir bambu ormanına girdik... O bambu ormanı bizim oldu, çünkü onu tanıdık... Bambuyu biliyorduk, artık bizdendir...

Düne kadar Boşnakça bilmiyordum, kimbilir kaç defa Boşnakça konuşulduğunu duydum, Rusça sandım belki... Rusça biraz benimdi, Boşnakça bana uzak...

Şeftali yerken, şeftali benim midir, kim bilir, ama ağacını, yaprağını tanıyorsam, çekirdeğini toprağa ben koyduysam, çıkan filizi ilk ben gördüysem, bugün sulasam mı acaba diye düşündüysem o ağaç bizdendir...

Tanımak, bilmek emektir... Verdiğin emek senindir.

İşte bu nedenle öğrenmek derslikte değil, yerinde bizimledir.

21 Şubat 2019 Perşembe

Yıldız


Yıldızların kraliçesi geldi, pırıl pırıl ışıldıyor gözleri... Saçlarında gün ışığı, ellerinde yıldızlar...
Gece, karanlık, pırıl pırıl ışıldıyor yıldızlar...
Birkaç yıldız şuraya,
Bir tane bu tarafa,
Şu da yalnız kalmış orada, yanına birkaç tane...

Kraliçe ama, onun da işi bu işte...
Yıldızları kollamak..
Her gece dağıtıp her sabah toplamak...

Herkesin bir işi var, işi yaparken ne kadar parladığın sana kalmış...

Kum

Bir kaya gibi duruyorsun ya orada, hiç kıpırdamadan, bir nebze olsun esnemeden, dimdik...
Bir kaya gibi sarsılmaz, yerinden oynatılamaz, ağır...
Yine de sırtımı dayamam sana, güvenemem, hiç kimseye, hiç birine... Kaya da olsa...

O kaya değil midir, dalgaların ortasında sapasağlam duruyor sandığın, oysa gün be gün yıpranan belli etmeden, alttan alta oyulan...

Düşün o kaya değil miydi bugünün kum tanesi sahilde üstüne basıp geçiverdiğin...

Kaya...

Bir düşün...

8 Ocak 2019 Salı

Uzak

Görsel: Pinterest
"Ne yapacaksın ki orada?" dedi... Her şeyden uzak, tek başına, dağ başında...
"Pencere" dedim, "bir pencere yeter bana... Başka bir şeye ihtiyacım yok başımı sokacak bir damdan başka bir şeye ihtiyacım yok, bir de gözümün göreceği kadar uzağa açılan bir pencere isterim sadece... "
- Ya ses? Sessizliğin sesini mi dinleyeceksin bütün gün?
- Sen hiç dinledin mi sessizliğin sesini... Muhteşemdir, ama dinlemesi çok zordur, çünkü beynimin içinde bir geveze var benim, hiç susmuyor ki... Gece ve gündüz...
- Yorganı al bari yanına, üşürsün akşam vakti... Bir ölüm soğuğu çöker üstüne... Uzanırsın, için geçer, bir kuş gelir konar pencereye, hafiflersin...
- Gördün mü, demiştim sana... Pencere olmazsa, olmaz işte...
- Sen yine de yorganı unutma...

6 Ocak 2019 Pazar

Kenarda

İlk bakışta gözünüz görmez beni... O büyük ağacı görürsünüz siz... Kalbini, köklerini, dallarını... Kuşlar da öyle yapıyor, böcekler de... Rengarenk çiçeklerinin etrafında pervane güneş de ay da...

Oysa ben, zayıf, incecik dallarımla, boğulmak üzereyim kenarda... Nefes alamıyorum, güneşe uzanamıyorum... Mutsuz değilim, hayır, azimliyim aksine... Bir amacım var, hayatta kalmak... Bir niyetim var, güneşe ulaşmak...

Bir gün, eminim, bir gün, benim de zamanım gelecek...

İşte o zaman belli olur kim olduğum... Özümün iyiliği... Az öteye kaçabilir miyim? Diğer zayıfları görür mü gözüm? Kuşlara der miyim, biraz da o  miniklere söyleyin şarkınızı? Kim bilir?
O zaman anlayacağız.

4 Ocak 2019 Cuma

Başlangıç

Görsel: Matteo Arfanotti
Bilir misin, başlangıçların karanlık bir tarafı vardır. Minik bir ışıktır seni oraya doğru iten, bir umudun ufacık bir mum ışığı... Karanlığı sevemeyen sevemez başlangıçları... Önceleri kapkaranlıktır çünkü her yer... El yordamı ile ilerlersin... Tökezlersin kaç kere, daha sonra çok da aşina olacağın o taşlara takılıp... Çaresi yok, her başlangıç bir bilinmeyen... Adımını attın mı, seveceksin karanlığı, alışacaksın... Yoksa ilerleyemezsin...
Bir adım, bir adım daha, umudun aydınlığına doğru... Başka da bir şey yok elinde... Yalnızsın o karanlıkta... Yola çıktığında ortakların bile olsa yanında, herkes kendi karanlığını içinde taşır... Benzemez biri bir diğerine... Benzese bile anlatılamaz o benzerlik... Çaresi yok alışacaksın... Yeni ayı gördün mü çıkacaksın yola...
Lakin bil ki bir hastalıktır bu, peşini bırakmaz insanın... Dolunaya ulaştın mı, başlarsın özlemeye o karanlıkları... Yeni yol, yeni başlangıç tırmalamaya başlar içine dönen karanlık gözlerini... Çaresi yok, alışacaksın...

17 Aralık 2018 Pazartesi

Ulu

Görsel: Sequoia National Park
Bir ağaç olabilir misiniz?
Ulu
Derin
Kadim
Köklü
Eski
Yoğun
Dalları gökyüzüne uzanmış, güneşe değecek sanki
Kökleri derinlerde, dünyanın merkezine varmış belki
Çevresi kimbilir kaç insan eder?
Hangi hayvanlara yuva olmuş gövdesi?

Orada olsam şimdi, ufacık, ölümlü, kırılgan halimle...

Sarılsam o kadim gövdeye...
Anlatsa,
Dinlesem,
Sevgiyi öğrensem,
Bırakmayı, teslim olmanın bilgeliğini, kök salmanın, yuva olmanın, güven vermenin derinliğini...
Bir ağaç olmanın zorluğunu, bir orman olmanın gücünü... Güvenliği, barınmayı, hayatı...

21 Kasım 2018 Çarşamba

Sonbahar


Görsel: https://cityportal.gr
Kalktım, bir kelebek gibi zarifçe kalktım yatağımdan, penceremde çiçeklenmiş bir ağaç, bir erik ağacı, incecik beyaz çiçekleri ile şenlendirmiş manzarayı, biliyorum, yılın o en kibar mevsimindeyiz, çiçekler, arılar, toprakta bir hareket... Herkesin neşesi yerinde... Bir umut, bir mutluluk, bir çalışma hevesi...

Kalbime bakıyorum sonra, hüzüm, hep bir hüzün... Saçlarım sonbahar yaprakları gibi kızıl... Ellerimde sandık lekesi gibi çillerim... Çok beklemekten olsa gerek... Bekledikçe sararıyor gibi benzim, oysa pembeleşmesi gerekmez miydi bahar dalları gibi? Gencim henüz, gencim, değil mi? Onaltı, taş çatlasa onyedi belki, daha fazla olamam, aynaları odamdan kaldırdıklarından beri...

31 Ekim 2018 Çarşamba

CUP

Nefes alamıyorum, buraya nasıl geldim, hatırlamıyorum... Sesler boğuk, sadece kalbimin atışını duyabiliyorum, oysa biraz önce kuşların cıvıltısını dinliyordum. Ayaklarımın altında çıtırdayan sonbahar yapraklarının melodisine ayak uydurup bir ıslık tutturmuştum kuşlara inat. Cıvıltıların yoğunluğundan akşamın olmasına az kaldığını fark ettim... "Geri dönmeliyim" dedim kendime... Ama işte dudaklarımdaki o türkü yok mu, adım adım ilerlememe neden oluyor... Ayakkabılarımın burnuna diktim gözlerimi, bir adım, bir adım daha, çıtır çıtır kırılan kuru yapraklar.. Sonbaharın turuncu ve kırmızıları... Sarılar daha yumuşak, onlar çıtırdamıyor...

Güneş iyice azaldı şimdi, renkler seçilmiyor, kafamı kaldırdım gökyüzüne... Ağaçlar çok yüksek, tepeleri görünmüyor, sadece gökyüzünün açıklığı... Kuşların sesi de kesildi... İlerlemeye devam etmemem lazım aslında...

Bir adım, bir adım daha...
Sonra...
Sonra CUP

24 Ekim 2018 Çarşamba

Bekleyen

Görsel: Andrey Bobir - Annihilation of Sense 

Biliyor musun? Buradayım ben... Sanırım 6 saat olmuştur ya da 6 gün, emin değilim. Buradayım. Sonra fark ettim, gelmedin, otururken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor insan, öylece kalakalıyor sadece, bir iskemle yetiyor ne de olsa oturmak için. Dalmışım ben de...

Neden buraya geldiğimi unuttum önce, sonra yavaş yavaş, bir yüz geldi aklıma, gözler, bir perçem siyah saç, bir el, saçları kulağın arkasına iten, bir kulak, sevimli, biraz büyükçe, saçı taşıyabilecek kadar... Sevimli bir alt dudak, ince narin parmakları elin, burnun üstüne tedirgince dokunan, hafif çilli kalkık bir burun, bilmiş biraz...

Hatırladım, sen... Gelecektin sanki, öyle sanıyorum, 6 hafta olmuş mudur, 6 dakika mı yoksa sadece? Buraya geldim, bu tabureye oturdum, ondan eminim... Gri gözlerin vardı, onu da hatırlıyorum... Etraf biraz sisli bir süredir... Geldin de beni mi göremedin? Erken mi geldim, yoksa kaçırdım mı seni?

Sahi kimdim ben?

17 Mart 2018 Cumartesi

Yırtıcı

Huzur içinde ormanın sesini dinliyorum... Suyun şırıltısını, yaprakların kıpırtısını,bir ağaçkakan tıkırdatıyor bir ağaç gövdesini... Güneş süzülüyor taaa tepeden, seyrek yaprakların arasından... Bir karaltı geçiyor sonra, sanki daha bir sessizleşiyor orman... Karanlık bir kuş uçuyor tepeden, iri sanki biraz, sanki biraz tekinsiz... Bir anda tetikte hissediyorum kendimi... Sanki biraz sonra bir şeyler olacak... Denge bozulmuş gibi bir anda, belli yakında bir şey olacak... Büyük bir şey olmayabilir, ama belli ki herkes teyakkuzda benimle birlikte... Bütün evren bekliyor, denge eğrildi biraz, büküldü... Terazinin bir kefesi ağırlaştı... Bekliyoruz nefesimizi tuttuk... Gerilimi hissedebiliyorum toprakta bile, enerji yükseldi, sanki birazdan bir yıldırım düşecek gibi... Birazdan bir şey olacak ve evrende denge yeniden sağlanacak...

Ne kadar yırtıcı olsa da denge bu...

15 Mart 2018 Perşembe

Kar kırmızı

Görsel: jackiemorris.co.uk


Sen sevgi nedir bilir misin? Gönlünün genişlediğini, sanki tüm evreni içine alacakmış gibi engin bir deniz olduğunu hissettin mi hiç? Bir avuç kuşburnu elimde, açlıktan ölmek üzere olan o muazzam beyaz hayvanı gördüğümde, hissettiklerimi ancak bu sözler bir nebze olsun anlatabilir...
Tanışıyorduk, çok eskilerden tanışıyorduk, biliyorum, o da biliyordu ki, bir anlığına da olsa gözlerinin gerisinde bir pırıltı oldu, "nerelerdeydin?" dedi gönül diliyle, "çok geç olacaktı neredeyse..." Belki de yüzyıllar geçmişti tanışalı biz, bu geçen yüzyıllar boyunca paralel yaşamıştık da tekrar göz göze, can cana olmamıştık...
Neredeyse bu defa da çok geç olacaktı, ayrılmak üzereydi çünkü, hissediyordum, aramızdaki derin bağ sayesinde... Koştum, sarıldım, başını kucağıma dayadı, bir sonsuzluk boyu sürdü o AN... Yüreklerimiz birlikte attı... Avucumda kalmıştı meyveler, yese, belki iyi gelirdi, ama ne onun hali vardı ağzını açmaya ne benim içim elveriyordu o halini görmeye, öylece kaldık işte... Kaldık bir ömür sonu...

12 Şubat 2018 Pazartesi

İkiz

"İkizlere takke" diye bağırıyor pazarcı tezgahın üzerine çıkmış... Böyle intim şeylerden konuşmaya alışık değil adam, ama şakaya vurdu mu her şeyi konuşabilir. Sütyen diyemez ama ikizlere takke der rahat rahat... Gülerek anlatırsa anlatır da ciddi ciddi diyemez, utanır...

Sever aslında açık saçık konuşmayı, ama yakıştıramaz kendine, "efendi" kimliğine, küfür eder yeri geldiğinde ama laf arasında değil, çok kızdığında, gözü döndüğünde...

Bu nedenle her şeyi ekstremde yaşaması gerekir, duygularını ifade edemez yeri geldiğinde, o nedenle rakı sofrasında dünyayı kurtarır...

Böyledir işte, en son doğduğunda ağladı zaten... Bir de gece rüyasında... O zaman da ne diyeceğini bilemedi karısına, "annemi ölmüş gördüm" dedi, ne desin... "Patron bağırdı dün" diyecek hali yok ya...

Böyle işte... "İkizlere takke" deyince gülümsedi kendi kendine... Allah'tan gülmek yasak değil...

2 Şubat 2018 Cuma

Sepet

Sepetimi açtım, yavaş yavaş boşaltmaya başladım içini... Önce masmavi gökyüzünü çıkarttım, beyaz pamuk gibi bulutları, sımsıcak güneşi aldım... Çimenlerin yumuşacık yeşilini çıkarttım sepetten, serdim yere, biraz ağaç gölgesi, hafif bir meltem esintisi... Kır çiçeklerinin hafif kokusunu çıkarttım, biraz dağ lalesi, epey de papatya varmış sepette, onları da ekledim manzarama...

Eski bir gramofon varmış altlarda, birkaç taş plak, bir melodi yayılmaya başladı "Sahibinin Sesi"nden...

Kırmızı ekose örtümü serdim hepsinin üstüne, piknik malzemeleri, hatta birkaç ufak kırlent, el yapımı, sırtını dayarsın ağaca, belki hafif bir şekerleme için başının altına alırsın...

Mis gibi reçeller, rengarenk, peynir ve zeytin, tazecik ekmek kokusu, sahi ne seversin piknikte? Sepette var mı bakalım...

Sonra minicik bir derenin şırıltısını çıkarttım sepetimden... Yusufçukların kanat vızıltısını, arada balıkların sıçrayışlarını, baharın neşesini çıkarttım...

İşte benim sepetimde taşıdıklarım bunlardı... Sahi senin sepetinde neler var? Çok ağır görünüyor...

11 Aralık 2017 Pazartesi

Bir adım at

Bir adım at, kalk bir adım at... Kapıyı aç, dışarı çık, güneşi ara... Bir adım at, bir nefes al, yaşadığını fark et... Canlı olmakla kalma, tazelen, taze kal... Ciğerlerine çektiğinin yaşam olduğunu fark et... Seninle birlikte nefes alan tüm o canlıları düşün, hayvanları, ağaçları...

Bir adım at, etrafına bak, etrafındaki sesleri duy, doğanın müziğini, bir ağacı okşa, bir çiçeğe merhaba de...

İşte o zaman göreceksin kelebekleri, güneş ışığı dansını yaparken, hissedeceksin varlıklarını ve sevineceksin...

İçin neşe ile dolarken sevgiyi hissedeceksin, o müthiş yüce gücü, teninde dolanan yaprakların hışırtısı mı, rüzgarın kıpırtısı mı? Bir kuş mu öttü az ötede?

Bir adım daha at...

Canlı olmak yetmez, tazeleneceksin...

28 Kasım 2017 Salı

Kutunun Dışında

Yürüdüm bir süre ellerim ceplerimde
Bir duvarın önüne geldim
Duvar boyunca yürüdüm sonra
Bir açıklık aradım
Baktım durdum, bir kapı, bir yarık, bir çatlak aradım duvarda...

Sapasağlam bir duvardı, hiç geçit yoktu diğer tarafa.
Duvarın dibine çöktüm yorulunca
Toprağı elledim, çimeni kokladım, içim geçmiş...

O zaman gördüm duvarın arkasını
Bir ufuk, bir deniz, bir yelkenli, biraz bulut, biraz güneş...

Duvar mı? Üstüne tırmandım...

8 Kasım 2017 Çarşamba

Kuşlar

Yüreğime kuşlar konuyor bazen, minnacık kanatlarını çırpıyorlar hararetle, kıpır kıpır oluyor yüreğim, heyecanlanıyorum...

Yüreğime kuşlar konuyor bazen, kapkara, kocaman kuşlar, tüm ağırlıkları ile oturuyorlar tam tepesinde kalbimin, kararıyorum.

Yüreğime kuşlar konuyor bazen, didik didik eşeliyorlar kalbimi, parça parça ediyorlar, parçalanıyorum lime lime...

Yüreğime kuşlar konuyor bazen, bir şarkı tutturuyorlar, bahar geliyor yüreğime, neşeleniyorum.

Yüreğime kuşlar konuyor bazen, öylece oturuyorlar, nefes bile almadan, ağırlaşıyorum, daralıyorum...

Yüreğime kuşlar konuyor bazen, rengarenk, parlak parlak güneşin tüm renkleri ile, ısınıyorum.

Bazen hiç kuş konmuyor yüreğime, hiçbir şey olmuyor, ölüyorum...

23 Eylül 2017 Cumartesi

Hiçliğin Uzun Parantezleri

Neyi gözden kaçırıyorum?
Kimim ben?
Demin ne düşünüyordum?
Birşey söyleyecektim, çok da eğlenceliydi, dilimin ucunda...

Sen kimsin?
Ne istiyorsun benden?
Nasıl yardımcı olabilirim sana? Yoksa ben mi istemiştim yardımını?

Bu üstümdeki kıyafetler kime ait? Bu eller? Kırışmış biraz, bazı lekeler var üstünde, hatırladığım bana ait değil.

Bazen saçlar yapışıyor yüzüme, tanımadığım bir kadına ait gri-beyaz saçlar, uzun olmalı, yüzüme yapışacak kadar uzun...

Simsiyah kısacık saçlarım var benim, ipekliden rengarenk elbiselerim, kırmızı kalem topuk iskarpinlerim... Kırmızı da bir rujum olacaktı, kan kırmızı, onu arıyorum bazen aklıma gelince, hiçliğin uzun parantezlerinde...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...