1 Eylül 2015 Salı

SIKINTI

Fotoğraf: none by princesserouge

Çok iyi tanıyorum seni, çocukluğumdan… Böyle bulanık, kahverengi gibi bir örtü… Önce kalbimi kapatıyor… Karanlık basıyor içimi, kararıyor, ama kapkara değil… Balçık gibi böyle, bataklık gibi, bastığın adımı kurtaramıyorsun, alıyor seni içine, ama tam da batamıyorsun bir yandan… Bir parçası aydınlıkta kalıyor aklının… Biliyorsun yani tam olarak balçıkta yüzdüğünü… Miden bulanıyor gibi, ama çıkartamıyorsun bir yandan da…
Bir renk, bir renk olsa, kırmızıya bile razısın bu bulanık çamurdan çıkmak için… Kırmızı, kanın rengi, vahşetin rengi, ama doğumun rengi aynı zamanda, şehvetin rengi…
Siyah da olur, o bile, doğacak günün habercisi en azından…
Bunaltıcı, hani ter içindesin bir yandan örtünün altında, ama en ufak bir esinti yok, sadece nem… Birkaç tane kara sinek olsa, yapış yapış konsa tenine, onları kovmak için kalktığında örtü havalansa biraz?
Yok ama, yok işte… Ne renk, ne sinek, ne de esinti… Sıkıntı sadece, o balçık, bulanık iç sıkıntısı… Çocukluğumdan kalan bir sessiz çığlık…
10 Haziran 2014

UZLAŞMA

Uzlaşma – Serkan Çetin

Yapılan her şeyin bir anlamı olduğunu düşünen sizler ve hiçbir şeyin anlamı olmadığını düşünen bizler… Artık uzlaşma vakti gelmedi mi?

10 Haziran 2014

FARİKA

“Ay, imdat diye bağıracağım şimdi”, derdi annem, “Yangın var” diye bağıracağım diye anneannem… Ben de kendime bir alamet-i farika bulmalıyım sanırım bunalım anlarım için…
İmdat kesmez beni, o kesin… Zaten kim kime yardım edebilmiş ki bu güne kadar, ben yardım istediğimde gelsinler… Yıpranmış sinirlerin kalıtsal ya da cinsiyete özgü olduğunu düşünmeye başladım. “Avazım çıktığı kadar haykırsam” diyorum da, “ne fark eder” diyorum sonra da… İyi gelir belki, kim bilir…
Belki tren istasyonuna giderim, rayların arasına sığınır boğazımı yırtana kadar bağırırım… da, ne diye bağıracağım, bir alamet-i farika bulmam lazım kendime…
12 Haziran 2014

EDEBİYAT

Fotoğraf: Behind The Mask by Ookami SeaEmpress
Bir kitap alıyorum elime, başlıyorum okumaya, sarıyor da… Çok iyi gidiyor. “Uzun süredir bu kadar sürükleyici bir roman okumamıştım” diyorum kendi kendime…
Sonra, sonra birden yanlış kullanılmış bir kelimeye rastlıyorum… Elim ayağım düşüveriyor… Çeviri olsa, hadi neyse diyeceğim de, anadilimde yazılmış bir kitap…
En kötüsü bilmemek değil de, bildiğini sanmak… O zaman araştırmıyorsun çünkü… Kullanıveriyorsun geldiği gibi… Yanlış olduğunu bilmiyorsun çünkü… Ama okur biliyor… Ne olacak şimdi?
Bir kelimeyi ilk defa duyduğumuzda cümlenin içindeki anlamdan çıkartırız genellikle anlamını… Sonra da birkaç defa teyit edince öğrenmiş oluruz o kelimeyi… İşte tuzak burada… O kelimenin anlamı bizim tahmin ettiğimiz gibi değilse, yanlış öğrendik gitti…
İyi bir yazar nasıl olmalı sorusunun temel şartlarından biri dile çok iyi hakim olması…
Bir hata gördüm mü, elim ayağım düşüveriyor, bütün hevesim kırılıyor, keyfim gibi itimadım da kalmıyor… Bu konuda kinciyim de, kolay unutamıyorum affetsem bile…
Yazık oldu güzelim romana…
Nüks etmek: hastalık veya başka bir durum yeniden ortaya çıkmak, depreşmek, üstelemek (Kaynak: TDK)
18 Haziran 2014

TAKINTILAR


Hani alaca karanlıkta şalını sırtına alırken düzü mü tersi mi anlamaya çalışırsın ya, sanki ters giysen 7 yıllık şanssızlık başlayacakmış gibi…
24 Haziran 2014

YOLCULUK GEREK

Şu anda bir şarkı dinliyorum, “yolculuk gerek” diyen… Birden çekip gidelim, başka dil konuşulan, başka öyküleri olan yerlere…



Oysa ki, “bu kent peşini bırakmaz senin” demiyor mu Kavafis?
Kaldı ki, kafasını, yüreğini hazırlayan insan odasında bile yolculuk yapabilir. Yapamaz mı? Eğer hazır değilse o yolculuğa, miller tepse yine de aynı yerde sayıklamaz mı?
Yepyeni dostlar değil de yepyeni gözler gerek bize… Tazelenmiş yürekler…
Ondan sonra da çıkarım yolculuğuma, istediğim yöne… Kafamda, odamda, yüreğimde… Ondan sonra bakarım yeni gözlerimle istediğim yere…
Görsel: Moments – Carolina Landea

Evet, biraz temiz hava da iyi gelebilir. Açayım biraz pencerelerini kalbimin ya da daha iyisi bir hamak kurayım en derinlerine gönlümün.
26 Haziran 2014

Sıradan

Görsel: www.incisozluk.com.tr
Sıradan günler yaşamıyoruz biliyorsunuz... Her şey kontrolden çıktı artık... Büyük bir araba, freni boşalmış yokuş aşağı gidiyor... Her an kıyamet kopabilir, ama henüz hiçbir şey yok ortada... Sadece gidiyoruz yokuş aşağı, hani karnımızın altındaki o garip his var sadece... Bir yere çarpacak mıyız yolun sonunda, bilmiyoruz. Yolumuz uzun mu kısa mı, onu bile bilmiyoruz... Bir ivmedir gidiyor sadece... Düşüyor gibi de değiliz... Camdan dışarı baksak bir şey anlaşılmıyor o hızda... Tozdan dumandan ferman okunmuyor...

Sıradan günler yaşamıyoruz biliyorsunuz... Durup düşünmeye vakit yok, ama yapacak bir şey de yok... Sadece alttan alta bir panik duygusu yayılıyor... Nevrotik günler, şizoid, paranoyak günler yaşıyoruz... Her gün korkarak başlıyoruz güne ama daha da kötüsü bir yandan da alışıyoruz...

Düşünsenize bir sabah uyanacağız ve bu günler bizim sıradan günlerimiz olacak...

Korkuyorum...

1 Eylül 2015
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...