24 Ekim 2017 Salı

Görece

Görsel: Bi'kutu Mutluluk
Sabah uyandım ve yağmuru gördüm, o harika dolgun damlaların düşüşüne tanık oldum, mis gibi toprak kokusunu çektim içime... Balkondaki saksılarıma baktım, hepsinin mutluluğunu hissettim derinden, suyla yıkanmanın, suya doymanın müteşekkir halini...

Sonra durdum, oğlumu düşündüm... Birazdan evden çıkıp o yağmurda ıslanacak, otobüse yürüyecek, ıslak ayakları ile derste üşüyecek olan oğlumu... Tabii ki onun gibi ıslanacak, başına bir dam bulamayan pek çok insanı...

Çiftçileri düşündüm, bir kısmı hasattan önce yağmur için dua eden, bir kısmı ürünü bozulmasın diye yağmur yağmadan hasat etmeye çalışan çeşit çeşit çiftçiyi...

Hayat baktığın yerdedir... Ne kadar farklı yerden bakabiliyorsan o kadar geniş bir hayat yaşıyorsun... İster mutfaktan yükselen kek kokusu ile pencere kenarında kitabını oku, istersen yağmur altında zeytin toplamaya çalış... Hayat baktığın yerdedir.

Bir Yaprak

Bir yaprak aldım elime yerden, bir sonbahar yaprağı, sarı, hatta kahverengine çalıyor biraz, yerde sürükleniyordu oradan oraya, aldım elime, baktım... Bir çınar yaprağı, geçmişten kalan bir yaprak, yenilenme zamanı geldiğinde arkada bırakılmış... Bir zamanlar dolu dolu yaşanmış eski bir aşk hikayesi gibi bir yaprak... Mutlu bir aşk hikayesi, sevgi dolu, güzel anıları olan bir aşk hikayesi... Ancak vakti dolmuş, yaşanmış ve bitmiş...

İşte bu nedenle geride bırakmak gereken bir yaprak bu, onarmaya kalkmanın anlamı olmayan bir aşk hikayesi gibi işte... Yeşile boyayabilir misin yeniden sararmış o yaprağı, ağaca yerine takabilir misin yeniden, sanki hiç sararmamış gibi...
Kabul etmek lazım, bittiyse bitmiştir, geriye dönük yaşanmaz hayat... Oradan aldığımız bir tatlı hüzün ile devam etmek lazım...

İşte böylece bıraktım elimden o kadim sonbahar yaprağını...

16 Ekim 2017 Pazartesi

Belki...


Kapı, kapı, kapı...

Baktığım her yerde kapı görüyorum... Yepyeni maceralara hazırım sanırım, ama kapıya gidemeyecek kadar tembelim... Evren bana sürekli kapıyı gösteriyor...

Git kapıyı aç...
- Açmam, açamam...
Neden?
- Yerimden kalkmaya üşeniyorum...
Kapıyı açmazsan senin için hazırlanan sürprizleri bilemezsin ki... Hiç merak etmiyor musun?
- Bilmem, belki...

Belki, evet, belki...

Bir son söz olarak "BELKİ"...

Yani hep sürüncemede hayat, ne kapıyı açmaya gücü var, ne de kapatmaya cesareti...

Eeee?
- Belki...

Hadi oradan... 

23 Eylül 2017 Cumartesi

Hiçliğin Uzun Parantezleri

Neyi gözden kaçırıyorum?
Kimim ben?
Demin ne düşünüyordum?
Birşey söyleyecektim, çok da eğlenceliydi, dilimin ucunda...

Sen kimsin?
Ne istiyorsun benden?
Nasıl yardımcı olabilirim sana? Yoksa ben mi istemiştim yardımını?

Bu üstümdeki kıyafetler kime ait? Bu eller? Kırışmış biraz, bazı lekeler var üstünde, hatırladığım bana ait değil.

Bazen saçlar yapışıyor yüzüme, tanımadığım bir kadına ait gri-beyaz saçlar, uzun olmalı, yüzüme yapışacak kadar uzun...

Simsiyah kısacık saçlarım var benim, ipekliden rengarenk elbiselerim, kırmızı kalem topuk iskarpinlerim... Kırmızı da bir rujum olacaktı, kan kırmızı, onu arıyorum bazen aklıma gelince, hiçliğin uzun parantezlerinde...

20 Eylül 2017 Çarşamba

Duvar



Zordur insanın kendi duvarlarını yıkması... Öncelikle farkında olması gerekir o duvarların... Bilmiyorsa eğer, akvaryumun içindeki balık gibi yüzüp durur kendi sınırları içinde...

Gel gör ki, bir defa duvara toslamayagörsün insan... O zaman da hayat o duvardan ibaret olur sanki... Her daim bakar, sırıtır karşısında...

Bazen, bazıları, farkında olmakla birlikte duvarın, nasıl kurtulacaklarını bilemezler... Bir süre sonra yorulur yürekleri, yoklamaktan vazgeçerler... İşte o zaman roller başlar hayatın içinde, sahte hayatlar... Yokmuş gibi yaşarlar o duvarlar, kıyısına kadar gelip değmeden geçmekte ustalaşır insan bir süre sonra... Mutluymuş gibi, özgürmüş gibi, severmiş gibi... Hatta inandırır kendini seçimlerini yaşadığına...

İnadına alışamaz kimi de, bir çare arar durur duvarları yıkmak için, kimi zaman kafasını vurur duvarlara, kimi zaman kenarından yontar. "Rahat mı batıyor sana, beğenmediğin nedir, herkes senin gibi bir hayat yaşamak için çalışıyor, insan şükretmeli" en sık duyduğu sözler olmaya başlar...

Ama zamanla bir ışık sızmaya başlar yıpranan yerlerden, bir ferahlık hissi... Bir umut... Denemeye devam... En azından bir pencere açana kadar...


13 Eylül 2017 Çarşamba

Oyun

Fotoğraf: Utku Mersinli
Yıllarca "hayat bir oyun değil" diye kandırdılar bizi, hep ciddi olmamızı istediler... Oysa hayat dediğin bir oyun, eğlenmek için buradayız... Düşünsenize eğer eğlenmiyorsak ne işimiz var, neden bu kadar sıkı sıkı sarılıyoruz ki hayata?

Çocuktuk bir zamanlar, oynardık, ne çok oyunlar oynardık, ne oynardık, hiç hatırlamıyorum... Ama çok eğlenirdik, onu iyi hatırlıyorum... Akşamın sonuna, gecenin dibine kadar oynardık. Eve çağırırlardı sokaklarda koşarken girmesek diye diretirdik... Pazarlıklar, pazarlıklar...

Dışardan bakan birisi için deli deli koşuyorduk belki de sadece, ama biz ne oynuyorduk kim bilir? Arada düşüyorduk, dizimiz kanıyordu bazen, yaraya şöyle bir bakıp koşmaya devam...

Çadırlar kuruyor, saatlerce evcilik oynuyorduk, sahne yapıyor şarkılar söylüyorduk apartman sahanlıklarında...

Sonra bir saçmalık geldi üstümüze, belki de bir virüs? Oyun oynamayı bıraktık birden... Unuttuk hatta nasıl oyun oynandığını, büyüdük... Artık ciddi olmamız gerekiyordu

"Hayat bir oyun değil çünkü"

Hadi oradan, eğer eğlenmeyeceksek eğer, ne işimiz var bu hayatta?

HATIRLA

5 Eylül 2017 Salı

Yalnız

Fotoğraf: Scala Scaminia - Midilli

Uzaktaydım, yaklaşıyordum adım adım, buraları keşfetmek için geliyordum... Bir anda gördüm seni orada, öylece bekliyordun, kimi? Beni mi?
Gitmek istemiyordun, orada öylece kalmak istiyordun, belliydi bu. Yine de yalnız kalmaktan hoşnut değildin. Temiz ve iyi görünmene rağmen, yıpranmıştın hayattan, belliydi yüzeyde olmasa da içinde taşıdığın yaralar... Yemyeşil çimenler yerine o boz toprakta yatışında bir şeyler vardı bana beni hatırlatan... Uzaktan bakıyordun birbirine meyletmiş ılgın ağaçlarına, kendine benzer bir yan arıyordun onlarda, bulamıyordun belli ki... Nazlı nazlı sallanan dallarına bakıp iç geçirsen de gönlünün kırgınlıkları engel oluyordu burnunu onlardan yana çevirmeye...

Biliyorum, kendimden biliyorum... Kırgınlıklarına sarınıp yine de bir umut bekleyen, hala bekleyen, ama geleni göremeyecek kadar yaralı yüreğimden biliyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...