30 Mart 2022 Çarşamba

Diyez


 Müziği bile unuttum... Çalmayı, söylemeyi, hatta dans etmeyi... Bemolleri, diyezleri bırak, notalar bile müziğini yitirdi artık benim için... Hayır, kulaklarım duymadığı için değil... İlk zamanlar kalbimin şarkısını duyuyordum yine de bedenimde. Zamanla tükendi müzik... Elini eteğini çekti bedenimden... Bir çürüme kokusu kaldı sadece geride, yavaş yavaş yozlaşıyor o da burnumda. Artık o da gelmiyor burnuma, bıraktı beni bütün duyularım zamanla... 

Sadece gözlerim kaldı geride... Bakıyorum... İnsanların yüzünde duymaya çalışıyorum müziği...

"Onlar duyuyorlar mı acaba?" diye merak ediyorum. Hiç biri duyuyormuş gibi değil.

Ahenk yok ki hareketlerinde...

Duysalar...

Duysalar kendi müziklerini belli olmaz mı dışardan? Hafif bir tebessüm belki, küçük bir ritm tutma...

Duymuyorlar besbelli...

Duysalar...

Anlardım...

Anlardım, değil mi?

12 Mayıs 2021 Çarşamba

Kartal Tüyü

Bu masal, Sıla Masal Okulu ve Kadim Lisan'ın birlikte verdiği 10 gün süren Şifalı Masallar Atölyesi'nin sonunda yazıldı. Teşekkürler...

Totemler: Kalp, küpeler, anahtar, kaplumbağa

Hatırlatıcılar:

-          Günün kartı: Ruh kendi zevki için dünya üzerindedir.

-          Sakinlik, Güneş doğarken balkonda oturmak

-          Sokaktaki kır çiçeklerinin kokusu

-          Kartal – şefkat  “SERBESTSİN”

Omurgandaki tüm ağrılar kireçlenmiş sorumluluklar. Taşıma, SERBESTSİN.

 

KARTAL TÜYÜ

Bir zamanlar, çok eski bir köyde, çok eski, yıpranmış bir taş evde, çok yaşlı, iki büklüm bir nine torunu ile birlikte yaşarmış. Bu torun, çok tatlı, çıtı pıtı, mavi gözlü, beyaz tenli, elma yanaklı, kuzguni saçlı bir kız çocuğuymuş.

Bu tatlı kız, her sabah güneş doğarken kalkar, evin verandasındaki salıncakta oturur sessizliği dinlermiş. Güneşin doğuşu ile evin önündeki çimenlikteki kır çiçeklerinin kokusunu içine çeker, uyanan kuşların cıvıltısını dinlermiş. Ancak ne yazık ki, bu küçük kız her zaman çok hüzünlüymüş, hiç yüzü gülmez, hiçbir zaman etrafındaki bu güzelliklerin hazzını içinde hissedemezmiş. Ninesi de kızın bu halini pencereden seyreder, hep dertlenirmiş.

Günlerden bir gün, ninesi kızı yanına çağırmış, elinde ufak bir kutu varmış, çok güzel oymaları olan, çok çok eski tahtadan bir kutuymuş bu. Kız kutuyu açmış, içinde kalp şeklinde bir kolye, yeşim taşından bir çift küpe, tahtadan oyma bir kaplumbağa ve bir de eskimiş, paslanmaya yüz tutmuş anahtar varmış.

Nine kıza, “Seni uzun süredir her sabah pencereden izliyorum. Gözlerindeki hüznü görüyorum. Annenle baban öldüğünde seni bana emanet ettiler, ama bir yanın onların gidişiyle kilitli kaldı. Bu nedenle hiçbir şeyden haz alamıyorsun, oysa ruhumuz kendi zevki için dünya üzerindedir. Artık yeterince büyüdün. Bu kutuyu al ve yarın sabah yola çık. Kaplumbağa yol boyunca seni koruyacak, anahtar da yolunu açacak. Ne zaman ki aradığını bulduğunu anlarsan, babanın sevgisi için kalp kolyeyi, annenin bilgeliği için yeşim küpeleri tak ve bana geri dön.” demiş.

Ve böylece ertesi sabah gün doğarken küçük kız yanına taşıyabileceği kadar su ve yiyecek alıp yollara düşmüş. İçinde daha önce hiç gitmediği bu yola karşı bir ürkeklik, bir korku varmış. O nedenle ormana girmekten çekinmiş, dağa doğru patikadan yürümeye karar vermiş. Yolda yürürken bir yandan da evini düşünüyormuş. Evindeki yatağını, ninesinin yemeklerini, evin önündeki salıncağı, kır çiçeklerini, kuşların cıvıltısını düşünüyormuş. Böylece yürümüş, yürümüş, yürümüş... Artık iyice yorulup bir adım daha atamayacak hale geldiğinde etrafına şöyle alıcı gözü ile bir bakınmış. Patikanın ilerisinde, dağın uçurum yamacında bir tek ağaç görmüş. Bu ağaç gözüne çok yalnız görünmüş,  o kadar yalnızmış ki o ağaç, ona ninesini hatırlatmış. “Şimdi ninem de çok yalnız hissediyordur bensiz” diye düşünmüş ve o nedenle gidip sırtını ağaca yaslayarak dibine oturmuş. Kutudan kaplumbağayı çıkartıp avcunun içine almış: “Ninemin kaplumbağası, ben çok yoruldum. Burada, bu yalnız ağacın gölgesinde biraz kestireyim, sen de beni koru” demiş, demiş ve uykuya dalıvermiş.

Rüyasında dağın zirvesine vardığını görmüş. Tam zirvede kocaman bir kartal yuvası varmış. Yuvanın etrafını şöyle bir dolaşayım demiş. Yuva o kadar büyükmüş ki etrafını dolanırken saatler geçmiş, güneş batmaya yüz tutmuş. Hava iyice kararmış. Küçük kız bir de ne görsün, kartal tam karşısına konmuş ona bakıyor.

Küçük kız, kartalı görünce çok korkmuş, çünkü kartalın bakışları çok sert, gagası çok sivriymiş. Kartal da gözlerini dikmiş kızı inceliyormuş.

Sonunda kartal konuşmuş: “Sen kimsin ve yuvamda ne arıyorsun?” demiş. Küçük kızın korkudan dizlerinin bağı çözülmüş, oracığa çöküvermiş. Ne diyeceğini bilememiş. Başlamış hüngür hüngür ağlamaya.

Ve sonra, kartal yavaşça kıza yaklaşmış, kocaman kanatlarını açmış ve kızı kanatlarının arasına almış.

Ve kız hatırlamış...

Annesinin ve babasının şefkatini, sevgisini, ona nasıl sarıldıklarını hatırlamış. Ağlamış, ağlamış, ağlamış... Kız ağladıkça elindeki tahta kutu yeşillenmiş... Kız birden kutudaki anahtarı hatırlamış. Onu çıkartıp kartala göstermiş. Kartal da “artık anahtara ihtiyacın kalmadı, çünkü sen hatırladın. Kalbinin kilidini gözyaşların açtı.” demiş. “Artık SERBESTsin.”

Bu sözleri kalbinde hisseden kız o kadar hafiflemiş ki birden uyanıvermiş. Elindeki kaplumbağaya bakmış ve gülümsemiş. Kuş gibi hafif hissediyormuş kendini... Ayağa kalkmış, sırtını dayadığı ağaca bakmış, teşekkür etmiş ona gölgesini paylaştığı için. Sarılmış ağaca sıkıca, “artık yalnız değilsin” demiş “benim bir yanım hep seninle olacak, sen de hep benimle. Tıpkı ninemin sevgisinin benimle olduğu gibi ve benim de hep onunla.”

“Evet,” demiş ağaç da ona “benden ninene bir mesaj götür. De ki ona, artık o da SERBEST, sırtındaki tüm ağrılar kireçlenmiş sorumluluklar, artık taşımasına gerek olmayan sorumlulukları bırakabilir” ve rüzgar da tekrarlamış: “Taşıma, serbestsin.”

Ve böylece kız kolye ve küpelerini takmış. Çiçekleri koklayarak kuşlarla konuşarak, güle oynaya, şarkılarla evine dönmüş. Ninesini dimdik, gülümseyerek onu beklerken bulmuş. Koşarak ona sarılmış.

O günden sonra sabahları güneş doğarken verandadaki salıncakta ikisi birlikte oturmuş ve doğanın keyfini birlike çıkartmışlar.

20 Eylül 2020 Pazar

48'e güzelleme


Yıllar geçer. Yıllar... Akıp geçer...

Acılar olur, mutluluklar...
Hüzünler olur...
Neşeli günler, dertli olanları takip eder...
Bazen,
bazen en dipte bulursun kendini...
Bazen bulutların üzerinde, keyfin yerinde...
Seversin, çok seversin, için acır...
Çok yanar bazen için kayıpların olur yolda...
Yolculuktur aslolan...
Devam etmek dansa...
Sustuklarını duyanlar olur, gülümsersin sessizce...
Bağırdıklarını duymazdan gelirler bazen, gözlerini kaçırırsın...
Ama devam edersin dansa...
Danstır aslolan çünkü...
Devam etmek yolculuğa...
Yıllar geçer, yıllar... Akıp geçer...
Dans etmeyi öğrenebildiysen eğer,
Teşekkür eder devam edersin yola...
Bilirsin, herkes kendi yuvaya dönüş yolunu kendi bulur...
Herkes yürür...
Sadece,
dans etmeyi hatırlayanlar bir başka yürür...
Hoş gelmiş hayatla dansımın 49. pirueti...
Haydi bakalım, bir tur daha...
İyi ki...





14 Temmuz 2020 Salı

Hayatın özeti

- Nasıl hiç bir şey olmamış gibi devam edebiliyorsunuz?
- Ne oldu ki?

Giden

İntihar ettik ama sonunda, değil mi?
Yaşamayı bırakarak...







Dip not: Adalet Ağaoğlu buralardan ayrılmış... Baki kalan bu kubbede bir ruh üşümesi, bir ince gül, bir de "intihar etmeyeceksek içelim bari" sözü...

28 Haziran 2019 Cuma

Uzakta olmak

O kadar uzaktasın ki, "geleyim mi?" desen en erken 24 saat... Çok uzak değil belki, ama konunun ağırlığına göre de değişir bu... Mesela, kardeşin doğum yapıyorsa, aynı odada olsan çok uzaktasın, yardımın olamaz çünkü o aşamada... Yine de uzakta olmak koyuyor işte bu gibi durumlarda... Gel de Kahpe Bizans'ı anma... O benim canım, o benim küçüğüm, "o  doğum yapmasın, bırakın ben yapayım" diyesim geliyor, üstelik uzaktayım.

Sağlıkla doğsun, sağlıkla gelsin Leyla'mız dünyaya... Elbet görür, sarılır, koklarız...


20 Haziran 2019 Perşembe

ilk yazı

Kendimi kötü algılardan uzak tuttuğum kadar iyi olanlardan da uzak tutmaya gayret ediyorum. Gördüğümü olduğu gibi gözlemleyip yargılamadan bırakmaya çalışıyorum. "Burada insanlar çok sigara içiyor, eyvah yandım" ne kadar uzak durmam gereken bir panik ifadesiyse, "yaya geçidine adımını attığın an araba zınk diye duruyor, abi" de o kadar uzak durmam gereken bir rahatlama... Bunların hiç biri göçmekle doğru ya da yanlış yaptığımı kanıtlamaz. Bunu sadece zaman gösterebilir ve benim uyum sağlama kabiliyetim, ki en başından beri buna güveniyorum.

Pazar gittik mesela dün... Tanıdığımız sebzeler yanında tanımadıklarımıza da baktık. Sarı taze fasülye var örneğin... Azıcık aldım bugün marketten, haşladım biraz, tıpkı ufak bir bebeği yemek yemeye alıştırır gibi... Dokusuna baktım seçerken, bildiğim kurallara uydurmaya çalıştım... Sonra haşladım, tadına baktım, bildiğim tatlardan ne kadar farklı diye...

Böyle böyle geçiyor işte günlerim... Sadece sebzeleri değil, insanları da haşlamaya çalışıyorum, benimle aynı kapta haşlanabiliyorlar mı acaba diye merak ediyorum. Dış görünüşler çok farklı değil gibi, onların da iki eli, ayakları, kafaları falan var mesela... Renkleri yeşil veya sarı olsa da tatları nasıl, belirleyici olacak olan o? 

19 Haziran 2019 Çarşamba

Sert

Sert dediğin nedir ki?
Tosladığın bir duvardan başka, nedir ki? Toslamaya devam ettiğin müddetçe duvar hep sert midir? Etrafından dolaşmayı deneyen sen nesin o zaman? Yumuşak mı? Liboşsun belki, belki de akıllı... Kimi zaman kurnaz, kimi zaman korkak.
Peki sen korkaksın da duvar ne? Orada öylece durmak bir cesaret göstergesi mi? Akıldan yoksun belki de... Eninde sonunda biri yıkar duvarı... Yıkamaz mı? Bir delik açar, ya da üstünden atlar... Sert olmak büyüklük müdür? Eğilmek daha mı iyi peki?
İşin içine bilinç girmedikçe, duygu girmedikçe ne anlayabiliriz ki o durumdan? Sert gibi görünen çok yumuşak çıkmadı mı geçmişte? Ya da akan su o yumuşacık haliyle kuma çevirmedi mi o koca kayaları?
Bir kum tanesi ne anladı bu durumdan?
Bildi mi suyun annesi, kayanınsa babası olduğunu?

5 Mart 2019 Salı

Tanımak

Görsel: Araşiyama Bambu Ormanı, Kyoto - Japonya
Bildiğin şey sana aittir, çünkü bilmediğini tanıyamazsın, tanımadığını kendine katamazsın... Bu fotoğrafa bakınca "Aaa, Bambu" diyemiyorsan, bambu var mıdır?
Bir gün Toscana'da, bir yolculuk yaparken bir bambu ormanına girdik... O bambu ormanı bizim oldu, çünkü onu tanıdık... Bambuyu biliyorduk, artık bizdendir...

Düne kadar Boşnakça bilmiyordum, kimbilir kaç defa Boşnakça konuşulduğunu duydum, Rusça sandım belki... Rusça biraz benimdi, Boşnakça bana uzak...

Şeftali yerken, şeftali benim midir, kim bilir, ama ağacını, yaprağını tanıyorsam, çekirdeğini toprağa ben koyduysam, çıkan filizi ilk ben gördüysem, bugün sulasam mı acaba diye düşündüysem o ağaç bizdendir...

Tanımak, bilmek emektir... Verdiğin emek senindir.

İşte bu nedenle öğrenmek derslikte değil, yerinde bizimledir.

21 Şubat 2019 Perşembe

Yıldız


Yıldızların kraliçesi geldi, pırıl pırıl ışıldıyor gözleri... Saçlarında gün ışığı, ellerinde yıldızlar...
Gece, karanlık, pırıl pırıl ışıldıyor yıldızlar...
Birkaç yıldız şuraya,
Bir tane bu tarafa,
Şu da yalnız kalmış orada, yanına birkaç tane...

Kraliçe ama, onun da işi bu işte...
Yıldızları kollamak..
Her gece dağıtıp her sabah toplamak...

Herkesin bir işi var, işi yaparken ne kadar parladığın sana kalmış...

Kum

Bir kaya gibi duruyorsun ya orada, hiç kıpırdamadan, bir nebze olsun esnemeden, dimdik...
Bir kaya gibi sarsılmaz, yerinden oynatılamaz, ağır...
Yine de sırtımı dayamam sana, güvenemem, hiç kimseye, hiç birine... Kaya da olsa...

O kaya değil midir, dalgaların ortasında sapasağlam duruyor sandığın, oysa gün be gün yıpranan belli etmeden, alttan alta oyulan...

Düşün o kaya değil miydi bugünün kum tanesi sahilde üstüne basıp geçiverdiğin...

Kaya...

Bir düşün...

9 Ocak 2019 Çarşamba

Dondum

Görsel: Elena Elisseeva
Kışı çok severim bilir misin? Bir bekleme dönemidir, bir sükunet gelir insanın üstüne doğa ile barışık yaşıyorsa eğer... Bakma sen o "medeniyet zırhı"nın koşturmacasına... Bir hareket, bir telaş... Kış dediğin ateştir içten içe yanan... Beklemektir toprağın karnında açacağın günü... Durmaktır, kalmaktır kış... Donmaktır...

Ama asla ölmek değildir, umuttur, tohumdur, nabızdır içten içe atan...

8 Ocak 2019 Salı

Uzak

Görsel: Pinterest
"Ne yapacaksın ki orada?" dedi... Her şeyden uzak, tek başına, dağ başında...
"Pencere" dedim, "bir pencere yeter bana... Başka bir şeye ihtiyacım yok başımı sokacak bir damdan başka bir şeye ihtiyacım yok, bir de gözümün göreceği kadar uzağa açılan bir pencere isterim sadece... "
- Ya ses? Sessizliğin sesini mi dinleyeceksin bütün gün?
- Sen hiç dinledin mi sessizliğin sesini... Muhteşemdir, ama dinlemesi çok zordur, çünkü beynimin içinde bir geveze var benim, hiç susmuyor ki... Gece ve gündüz...
- Yorganı al bari yanına, üşürsün akşam vakti... Bir ölüm soğuğu çöker üstüne... Uzanırsın, için geçer, bir kuş gelir konar pencereye, hafiflersin...
- Gördün mü, demiştim sana... Pencere olmazsa, olmaz işte...
- Sen yine de yorganı unutma...

6 Ocak 2019 Pazar

Kenarda

İlk bakışta gözünüz görmez beni... O büyük ağacı görürsünüz siz... Kalbini, köklerini, dallarını... Kuşlar da öyle yapıyor, böcekler de... Rengarenk çiçeklerinin etrafında pervane güneş de ay da...

Oysa ben, zayıf, incecik dallarımla, boğulmak üzereyim kenarda... Nefes alamıyorum, güneşe uzanamıyorum... Mutsuz değilim, hayır, azimliyim aksine... Bir amacım var, hayatta kalmak... Bir niyetim var, güneşe ulaşmak...

Bir gün, eminim, bir gün, benim de zamanım gelecek...

İşte o zaman belli olur kim olduğum... Özümün iyiliği... Az öteye kaçabilir miyim? Diğer zayıfları görür mü gözüm? Kuşlara der miyim, biraz da o  miniklere söyleyin şarkınızı? Kim bilir?
O zaman anlayacağız.

4 Ocak 2019 Cuma

Başlangıç

Görsel: Matteo Arfanotti
Bilir misin, başlangıçların karanlık bir tarafı vardır. Minik bir ışıktır seni oraya doğru iten, bir umudun ufacık bir mum ışığı... Karanlığı sevemeyen sevemez başlangıçları... Önceleri kapkaranlıktır çünkü her yer... El yordamı ile ilerlersin... Tökezlersin kaç kere, daha sonra çok da aşina olacağın o taşlara takılıp... Çaresi yok, her başlangıç bir bilinmeyen... Adımını attın mı, seveceksin karanlığı, alışacaksın... Yoksa ilerleyemezsin...
Bir adım, bir adım daha, umudun aydınlığına doğru... Başka da bir şey yok elinde... Yalnızsın o karanlıkta... Yola çıktığında ortakların bile olsa yanında, herkes kendi karanlığını içinde taşır... Benzemez biri bir diğerine... Benzese bile anlatılamaz o benzerlik... Çaresi yok alışacaksın... Yeni ayı gördün mü çıkacaksın yola...
Lakin bil ki bir hastalıktır bu, peşini bırakmaz insanın... Dolunaya ulaştın mı, başlarsın özlemeye o karanlıkları... Yeni yol, yeni başlangıç tırmalamaya başlar içine dönen karanlık gözlerini... Çaresi yok, alışacaksın...

17 Aralık 2018 Pazartesi

Ulu

Görsel: Sequoia National Park
Bir ağaç olabilir misiniz?
Ulu
Derin
Kadim
Köklü
Eski
Yoğun
Dalları gökyüzüne uzanmış, güneşe değecek sanki
Kökleri derinlerde, dünyanın merkezine varmış belki
Çevresi kimbilir kaç insan eder?
Hangi hayvanlara yuva olmuş gövdesi?

Orada olsam şimdi, ufacık, ölümlü, kırılgan halimle...

Sarılsam o kadim gövdeye...
Anlatsa,
Dinlesem,
Sevgiyi öğrensem,
Bırakmayı, teslim olmanın bilgeliğini, kök salmanın, yuva olmanın, güven vermenin derinliğini...
Bir ağaç olmanın zorluğunu, bir orman olmanın gücünü... Güvenliği, barınmayı, hayatı...

21 Kasım 2018 Çarşamba

Sonbahar


Görsel: https://cityportal.gr
Kalktım, bir kelebek gibi zarifçe kalktım yatağımdan, penceremde çiçeklenmiş bir ağaç, bir erik ağacı, incecik beyaz çiçekleri ile şenlendirmiş manzarayı, biliyorum, yılın o en kibar mevsimindeyiz, çiçekler, arılar, toprakta bir hareket... Herkesin neşesi yerinde... Bir umut, bir mutluluk, bir çalışma hevesi...

Kalbime bakıyorum sonra, hüzüm, hep bir hüzün... Saçlarım sonbahar yaprakları gibi kızıl... Ellerimde sandık lekesi gibi çillerim... Çok beklemekten olsa gerek... Bekledikçe sararıyor gibi benzim, oysa pembeleşmesi gerekmez miydi bahar dalları gibi? Gencim henüz, gencim, değil mi? Onaltı, taş çatlasa onyedi belki, daha fazla olamam, aynaları odamdan kaldırdıklarından beri...

31 Ekim 2018 Çarşamba

CUP

Nefes alamıyorum, buraya nasıl geldim, hatırlamıyorum... Sesler boğuk, sadece kalbimin atışını duyabiliyorum, oysa biraz önce kuşların cıvıltısını dinliyordum. Ayaklarımın altında çıtırdayan sonbahar yapraklarının melodisine ayak uydurup bir ıslık tutturmuştum kuşlara inat. Cıvıltıların yoğunluğundan akşamın olmasına az kaldığını fark ettim... "Geri dönmeliyim" dedim kendime... Ama işte dudaklarımdaki o türkü yok mu, adım adım ilerlememe neden oluyor... Ayakkabılarımın burnuna diktim gözlerimi, bir adım, bir adım daha, çıtır çıtır kırılan kuru yapraklar.. Sonbaharın turuncu ve kırmızıları... Sarılar daha yumuşak, onlar çıtırdamıyor...

Güneş iyice azaldı şimdi, renkler seçilmiyor, kafamı kaldırdım gökyüzüne... Ağaçlar çok yüksek, tepeleri görünmüyor, sadece gökyüzünün açıklığı... Kuşların sesi de kesildi... İlerlemeye devam etmemem lazım aslında...

Bir adım, bir adım daha...
Sonra...
Sonra CUP

24 Ekim 2018 Çarşamba

Bekleyen

Görsel: Andrey Bobir - Annihilation of Sense 

Biliyor musun? Buradayım ben... Sanırım 6 saat olmuştur ya da 6 gün, emin değilim. Buradayım. Sonra fark ettim, gelmedin, otururken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor insan, öylece kalakalıyor sadece, bir iskemle yetiyor ne de olsa oturmak için. Dalmışım ben de...

Neden buraya geldiğimi unuttum önce, sonra yavaş yavaş, bir yüz geldi aklıma, gözler, bir perçem siyah saç, bir el, saçları kulağın arkasına iten, bir kulak, sevimli, biraz büyükçe, saçı taşıyabilecek kadar... Sevimli bir alt dudak, ince narin parmakları elin, burnun üstüne tedirgince dokunan, hafif çilli kalkık bir burun, bilmiş biraz...

Hatırladım, sen... Gelecektin sanki, öyle sanıyorum, 6 hafta olmuş mudur, 6 dakika mı yoksa sadece? Buraya geldim, bu tabureye oturdum, ondan eminim... Gri gözlerin vardı, onu da hatırlıyorum... Etraf biraz sisli bir süredir... Geldin de beni mi göremedin? Erken mi geldim, yoksa kaçırdım mı seni?

Sahi kimdim ben?

17 Mart 2018 Cumartesi

Yırtıcı

Huzur içinde ormanın sesini dinliyorum... Suyun şırıltısını, yaprakların kıpırtısını,bir ağaçkakan tıkırdatıyor bir ağaç gövdesini... Güneş süzülüyor taaa tepeden, seyrek yaprakların arasından... Bir karaltı geçiyor sonra, sanki daha bir sessizleşiyor orman... Karanlık bir kuş uçuyor tepeden, iri sanki biraz, sanki biraz tekinsiz... Bir anda tetikte hissediyorum kendimi... Sanki biraz sonra bir şeyler olacak... Denge bozulmuş gibi bir anda, belli yakında bir şey olacak... Büyük bir şey olmayabilir, ama belli ki herkes teyakkuzda benimle birlikte... Bütün evren bekliyor, denge eğrildi biraz, büküldü... Terazinin bir kefesi ağırlaştı... Bekliyoruz nefesimizi tuttuk... Gerilimi hissedebiliyorum toprakta bile, enerji yükseldi, sanki birazdan bir yıldırım düşecek gibi... Birazdan bir şey olacak ve evrende denge yeniden sağlanacak...

Ne kadar yırtıcı olsa da denge bu...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...