25 Temmuz 2016 Pazartesi

Zeytin Ağacı

Bana içini açtı bugün
Arkadaşım zeytin ağacı
Tanışıklığımız yeni
Anlayışımız çok eskilerden
Sevdik birbirimizi bir anda
Kucaklaştık
Görür görmez anlaştık
Gölgesini sundu bana
Ve huzurunu paylaştı
Ben ona ne kattım bilmiyorum
İnsanoğlu bu, anlayışı pek kıt
Yine de sevindi biliyorum
Belki de vermekti onu mutlu eden sadece
Aldım ben de
Teşekkür ederim.

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Sarhoş

Sarhoş kafa diye bir şey var... Hani böyle otokontrolün ortadan kalktığı, kendini bıraktığın, ayıptı, günahtı, çekindiğin şeyleri, kendini geri tuttuklarını rafa kaldırdığın... İşte o anda ortaya çıkıyor aslında içindeki sen... Bastırdığın öfkeler, tabular, eğilimler, sevgi göstermekten çekindiklerin, nazını geçiremediklerin... Bir bir çıkıyor içinden...

Kimi var, kasıp kavuruyor ortalığı, bağırıyor, kızıyor...

Kimi var, pamuk gibi oluyor, normalde yanına yanaştırmayan adam başlıyor ağlamaya...

Kimi kahkahayı basıyor en gevreğinden... Yüzünün güldüğünü görmemişsin halbuki daha önce...

Kimi en mahrem sırlarını açık ediyor, ağzı hepten gevşiyor, anlatıyor da anlatıyor...

Aslında kimsen osun... Saklasan da, bilmesen de, sarhoş kafa veya ayık kafa fark etmiyor... İçinde ne barındırıyorsan osun... Neden korkuyorsan, neye kızıyorsan, neyi seviyorsan osun aslında...

İlla içmek gerekmediği gibi kendinden geçmek için... Kendini tutmak, salıvermemek, saklamak için ayık kalmak da yetmiyor bazen...

Korkma yaaa, boşver, gevşemek için ihtiyacın yok iki dubleye... Sal gitsin... Korkma, zaten neysen osun...

15 Temmuz 2016 Cuma

Elbise

Görsel: Pinterest
Anneannemin renk renk elbiseleri vardı, desen desen, uzunu, minisi, midisi... Güzel kumaş buldu mu hemen alır, sandığa atıverir, iyi terzi buldu mu anında diktirirdi...

Öyle basma, pazen falan da değil haaa... Taftası, organzesi, krepi, harika kumaşlar... Dedemle kavga edip üç kuruş fazla aldığı "yemeklik" paralardan arttırır, onları da mutlaka kendi için harcardı... En güzelinden elbiseler, ona yakışan ayakkabılar, saçlar maşalı, dudak rujlu...

Elbise denince anneannem gelir aklıma... Hiç öyle saatlerce dolap önünde beklemezdi ama, ne giyeceğini, nasıl yakıştıracağını bilirdi her zaman... 5 dakikada giyinip çıkardı odadan makyajından ayakkabısına kadar...

Onun bakımının onda biri geçmemiş bana, elbise sevgisinden gayrı... Çok severim elbiseleri, çok... Tiril tiril, renk renk, çeşit çeşit elbisem olsa, fazla demem sanırım...

14 Temmuz 2016 Perşembe

Sabahlar

Görsel: http://www.sekizkare.net/
Sabahlara kadar oturmak isterdim... Herkes uyurken ve benim de uykudan göz kapaklarım düşerken, kendimi zorlamak ve bir sayfa daha okumak, bir satır daha yazmak, bir kadeh daha içmek isterdim. Ertesi sabah kalkmam gerektiğini düşünmeden, işe zinde gitmenin mecburiyetim olduğunu hissetmeden, vücuduma eziyet ettiğime inanmadan, pervasızca, düşüncesizce, sorumsuzca zorlamak isterdim bedenimi...
Umarsızca sabahlara kadar oturmak, gün doğumuna şahit olmak, gözlerimin altı mor, bir kahve daha içip işe koşturacağım halde, bunu hiç umursamadan, yarını düşünmeden, sadece sadece kendi keyfim için hatta kendi keyfimi bile umursamadan sadece sabahlamak için...

30 Haziran 2016 Perşembe

YAZ

Yaz, dedi bana... Durmadan, düşünmeden yaz... İçinden geçeni, dışından geçeni, aklına gelmeyeni yaz... Yüreğini dök ortaya... Fal bakar gibi, meydan okur gibi, ah alır gibi yaz... Sadece yaz, neşeni, kederini, derdini, keyfini yaz...

Aldım kalemi elime, büyük bir hevesle... Durdum... Daha güzel bir kalem aldım... Durdum... Harika bir kağıt bulup geldim... Durdum... Masamı camın önüne taşıdım... Durdum... Koltuğumu değiştirdim... Durdum... Masanın başına oturdum, kalemi elime aldım... Durdum... Kendime bir çay demledim, çayımı en güzel ince belli bardağıma koydum... Durdum... Kalemi tekrar elime aldım... Durdum... Kalem, kağıt, çay, masa, çiçeklerim, inceledim hepsini... Gittim fotoğrafını çektim... Durdum... Masaya oturdum, kalemi elime aldım... Ne yazsam diye düşünmeye başladım... Durdum... Tuvalete gittim, elimi yüzümü yıkadım... Güzelce kuruladım. Aynada kendime baktım. Masanın şeklini değiştirdim... Kalemi elime aldım... Durdum... Çiçeklerin kokusu fazla geldi... Onları başka bir yere kaldırdım... Tekrar kalemi elime aldım...

Sahi beni durduran ne?

29 Haziran 2016 Çarşamba

Farklı

Fotoğraf: Ara GÜLER
Farklı mı hissediyorsun kendini? Bir yabancı gibi misin? Onlar, bunlar, ötekiler diye ayırabiliyor musun çevrendekileri? "Daha" mısın onlara göre? Daha akıllı, daha başarılı, daha fakir, daha dindar, daha bir şey... İnan ki, sen de onlardan daha kalıcı değilsin...

Demiş ya Bâki, "baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş..." daha bir hoş sada üretmedin bile...

Farklı olmak dediğin ne ki? Farklı bir kan mı akıyor damarlarından mesela? Mavi mi seninki? Pembe mi mesela? Güldüğün zaman, farklı bir dilde mi gülüyorsun? Ağladığın zaman göz yaşların daha mı farklı?

Sevdiğin zaman daha çok sevebiliyor musun mesela? Daha sıkı sarmana rağmen hapsetmeden kısıtlamadan kucaklayabiliyor musun sevdiğini? Serbest bırakabiliyor musun tüm endişelerine rağmen?

Bilir misin, şu "daha"larını bir yana bırakabilsen, şu farklı olma telaşından bir vazgeçebilsen, herkesle nasıl da BİR olduğunu kavrayabilsen, işte o zaman farklı olacaksın... Fark edersen...

25 Haziran 2016 Cumartesi

Sulu

Öyle sulu şakalar yapardı ki, hiç hoşuma gitmezdi... Bütün ciddiyetimle kızardım ona... Sinirlenir, bağırırdım bazen... Yine de neşesini kaçıramazdım... Beni kendi sulu alanına çekmeye çalışmaktan asla vazgeçmedi... Ve inanır mısınız, bir defa bile ne kadar sıkıcı olduğumu hissettirmedi bana, o ciddi olmaya çalışan, sevimsiz halime bakıp bir üf demedi...

Bana göre kendi hayal dünyasında yaşıyordu, gerçek dünyayı asla ciddiye almıyordu. Şaka gibi yaşıyordu hayatı. Ne kadar gamsız, ne kadar vurdum duymazdı... Benim ise hayattan beklentilerim vardı. Çok başarılı, çok zengin, çok sorumluluk sahibi ve daha çok çok bişeyler olacaktım... Böyle bir dünya ciddiyet ister sanıyordum. "Sıkıcı biri nasıl yaratıcı olabilir" diye hiç sormadım kendime. Ben olması gerekendim... O ise kötü örnek...

Yıllar geçti... Sulu şakalar yapan bir insanın iç dünyası nasıldır, hiç merak etmedim... Gerçekten çocuk muydu içi? Hayattan zevk almasını bilen biri miydi yoksa sadece korkularını mı bastırıyordu acaba? Bir süre sonra kestim arkadaşlığımı, çünkü bence o bir baltaya sap olamayacaktı. Benim ise yolum açıktı, çalışkandım, sebatkardım, hevesle saldırıyordum görevlerime, sorumluluk sahibiydim...

Yıllar geçti... Yoruldum, sıkıldım, eğlenmeye zaman ayırmak gerekliymiş, bunu fark ettim... Ne yazık ki, aynı anda eğlenmeyi bilmediğimi de fark ettim... Anladım ki, aslında çok sıkıcı biriyim. Kendimi bile eğlendiremeyen, inatçı, somurtuk, yanındakilerin de neşesini kaçıran biri...

O mu? Tahmin edemediniz mi? 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...