27 Nisan 2016 Çarşamba

Bekardı

Görsel: www.evenmag.com
Bekardı, sonra evlendi... Çok da büyük bir değişiklik olmaz hayatında diye düşündü. Alt tarafı evde yemeğini tek başına yemeyecekti bundan sonra... Bir de yatağında biri olacaktı fazladan. Bir takım işleri de paylaşırlardı, belki hayatı kolaylaşırdı biraz... İnsanların evlilik üzerine bu kadar büyük hayaller kurmasını anlayabilmiş değildi.

Seviyor muydu? Evet, seviyordu sanki. Ama ayrı evlerde yaşarken de seviyordu. Sonra onların olmayan mekanlarda buluşuyorlardı. Ortak bir mekan olması işine gelirdi... Bazı şeyleri artık düşünmek zorunda kalmayabilirdi zamanla... Tabii bugüne kadar hiç düşünmediği şeyleri de düşünmek zorunda kalacaktı. "Akşama ne yiyeceğiz?" diye başladı mesela ilk soru. Bugüne kadar hiç düşünmemişti sabahtan "akşama ne yiyeceğim?" diye. O anda canı ne isterse onu yerdi, bir elma, bir dilim kavun, hatta belki peynir-ekmek. Bazen balık alırdı eve dönerken, onu pişirirdi, bazen de kasaba uğrardı parası varsa...

Neyse bu soruya da alışırdı zamanla, iki kişilik düşünmeye de...

26 Nisan 2016 Salı

Köprü

Brooklyn Köprüsü
Köprü dedin mi ihtişamlı olacak... Bina gibi ilmek ilmek işlenmiş olacak... Öyle beton yığını, demir yığını olmayacak... Sanat eseri olacak... Hatırlıyor musunuz böyle köprüler? Öyle unutulmuş yerlerde değil de büyük şehirlerde, yaşamın civcivli olduğu yerlerde olanları var ya, işte benim kalbim hep onlarda...
Drina Köprüsü - Mimar Sinan
Tower Köprüsü
Brooklyn Köprüsü mesela, Tower Bridge... Var mı böyle bir güzellik, şehrin göbeğinde... Ne zaman New York'ta geçen bir film izlesem içim gider Brooklyn Köprüsü'nü gösterdiklerinde... Altından geçmek en büyük zevklerimden... Londra demek, Tower Bridge benim için, ne Big Ben ne kırmızı otobüsler... 

Köprü dedin mi ihtişamlı olacak... İki yakayı birbirine bağlayacak...


Mostar Köprüsü


25 Nisan 2016 Pazartesi

Zamana

Fotoğraf: Ali İhsan Öztürk
Zamana dair bildiğimiz her şey yanlış... Algıladığımız kadarını gerçek sanıyoruz çünkü... 4 boyutlu, dar açılı algımızla zamanı lineer zannediyor, buna rağmen, geçmişte ve gelecekte takıldığımızı göremiyoruz. Günde değil dünde yaşıyor, planlarımıza uzun uzun zamanları dahil ediyoruz...

Kul kurar kader gülermiş. Yaptığımız planların hepsi komik, hepsi at gözlüğünün minicik penceresinden dar açılı görüntüler... Üstelik bir de deneyim biriktiriyoruz bu planları yapmak için... İki kere iki her zaman dört edermiş gibi... Ne komik... O iki tane ikiyi aynı anda yan yana getirmek kolaymış gibi...

Bir de bekliyoruz, hayatı yaşamak için bekliyoruz... Sanki zaman da bizimle bekliyor gibi... Bekle akşam olsun, hafta sonu gelsin, ay başı olsun, çocuklar büyüsün, hele bir evin taksidi bitsin...

Bekle anacım, zaman da seninle bekliyor sanki...

22 Nisan 2016 Cuma

Kesin

Görsel: Fotokritik.com/kullanici/sahintas
Kesin kararlıyım bu defa, ona gidip her şeyi anlatacağım... Olmaz böyle, onun da bilmeye hakkı var gerçekleri. Sürekli durduruyorsun beni. Hayır, ikinci defa düşünmeyeceğim, ne zaman "bir defa daha düşün" desen vaz geçiriyorsun beni. Biliyorum, gerçeği duyduğunda bütün inançları temelden yıkılacak... Artık ne eskisi gibi güvenebilecek, ne de sevebilecek. İçindeki çocuk bayram sevinci kursağında kalmış bir gölgeye dönecek. Bildiği her şeyden şüphe etmeye başlayacak, çünkü temelinden sarsılacak kurduğu hayat...

Yine de gerçeği bilmek hakkı, dönüp dolaşıp bunu düşünüyorum. Bilmeli. Sen olsan bilmek istemezdin biliyorum. Kendimden pay biçiyorum o yüzden, bana benziyor o... Temelleri sarsılınca daha sağlam bir yapı kurabilir enkazın içinden... Başına yıkılmazsa eğer...

21 Nisan 2016 Perşembe

Anlasa

Görsel: Uludağ Sözlük
Anlasa da anlamasa da fark etmez artık... Biraz sonra şu kapıdan çıkıp gideceğim. Gitmek tedirginliği kaldırmaz çünkü, ya alıp başını gideceksin ya da oturacaksın oturduğun yerde... Ön görmek, plan yapmak, tedbir almak değildir gitmenin işi... Sırt çantan olacak yanında bir tek, bir de sen.

Alıp başımı gideceğim işte, bu kadar sadece... Bu çok önemli, başımı almak... Eğer giderken kafanı geride bırakırsan hiç gitmemişten beter olursun... "Bu kent peşini bırakmaz senin" demiş ya Kavafis, işte asıl mesele başını alıp gitmemekte... Olayı bitirmek önemli olan.

İşte bu nedenle anlasa da anlamasa da fark etmez... Giden benim... Kalanın ne olduğu umrumda değil artık, istediği kadar söyleyebilir türküsünü geride kalan...

Terk etmek yok gitme eylemimin içinde, çünkü sadece gidiyorum ben... Geride bıraktığım bir şey yok kendi adıma... Bitti biten, giden gider...

"Eğer anlatılmadan anlamadıysan, anlatılsa da anlamazsın demektir." demiş ya Murakami...

Anlasana...

Ayrık Otu

Hiçbir şey olmuyor... Öylece duruyoruz işte... Bazen bir heykele benzetiyorum kendimi... Orada öylece duruyorum... Hayat gelip geçiyor üstümden geçen bulutlar gibi... Teğet geçiyorum onlara... Zaman geçiyor oysa... Paslanıyor gövdem, kuşlar geziniyor üstümde...

Sahi, bugün bir karga gelmiş balkona... Aniden ben dışarı çıkınca ürktü, kaçtı... Saksıya bakınca bir balık leşi gördüm, kimbilir nereden aşırmış... Güzelce çıkıştım kaçan kargaya, "pes doğrusu, bir bu eksikti", dedim... "Burada yemek yiyor muyuz biz?" Karga da anlamıştır biraz kaçık olduğumu, tüm komşularla birlikte... Yine de girdim içeri, bıraktım gelsin, alsın yemeğini... Nerede yerse yesin... Rızkına mani olacak değilim ya... Balkonumda yemesin tek... Orada sadece çiçeklerime yer var...

Bir ağaç olsam, hiç değilse yaprak değiştirirdim arada; mevsimler değişirken... Şimdi hiçbir şey değişmiyor hayatta...

Sadece demir bir pençe geliyor, avcuna alıyor kalbimi arada... Sıkıyor, bir kafes gibi daraltıyor içimi... Sonra gidiyor mu, alışıyor muyum varlığına anlayamıyorum... Hiçbir zaman iyi hissetmiyorum kendimi, o zaman nasıl daha kötü hissedebiliyorum, merak ediyorum...

Zeyno aradı biraz önce... Patronu ölmüş, trafik kazası... Gençmiş, çocukları varmış... Erken evlenmemeli diyorum insan... Bak, ölüveriyorsun işte, kalıyor çocuklar... Geç evlenince ölmüyor musun yani? Ne kaçık kadınsın sen... Ölüyorsun işte.. Her gün ölüyorusun... Sadece bazı ölümler daha kısa, seninki epey uzun sürdü... Bir de bazıları beklemiyor ölmeyi, sürpriz oluyor... O da güzel...

Bir de ağaç olsam diyorsun, kök salmayı beceremedin ki daha... Yabani ot bile olmaz senden... Yaban dediğin taaaaa yerin dibine salar kökünü... O zaman neden yabani diyor komşular sana, sen bu denli beceremezken kök salmayı... Olsa olsa ayrık otu olur senden ya da mantar... Bir de deli ot diyorlar ya bizim köyde... O olabilir...

Kimseye bir zararım yok diyorsun ya, ne faydan var? Heykel bile gölge yapıyor arada... 

20 Nisan 2016 Çarşamba

Gitsek

"Bu hafta sonu pikniğe gitsek ya", diyecekti, durdu... Dilini ısırdı, lafını yuttu... Dese ne olacaktı ki, sonucunu bildiği bir alay laf... Yollar çok kalabalık, hava zaten serin, bir sürü maganda, balkona çık çok istiyorsan, evin suyu mu çıktı, senin de aklın hep gezmede tozmada...

Evlendiğimden beri gün yüzü görmedim, bu tembel adamın elinde her gün ev hapsi... Gitse de iki komşu görsem diyorum, gitmiyor ki, çıkmıyor hiç evden... Pencerenin dibine oturup nakış işlerdim ilk zamanlar, sonra sonra ondan da işkillendi... "Neye bakıyon dışarı?", "Hiç işin yok mu senin? Ne biçim kadınsın? Rahmetli annem hiç boş durmazdı."

Offff, off, eskiden anam, bacım uğrardı, onların da ayağını kesti... Her geldiklerinde bir yolunu buluyor, bir kavga çıkarıyor... Kaçıp gitmek en iyi çare oluyor...

Bir göz odanın içerisinde, göz göz oldu yüreğim içime ağlamaktan derdimi... Ne derdin var? deseler, anlatacak lafım yok susmaktan gayrı...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...