20 Aralık 2016 Salı

Kapı

Görsel: http://www.yenidendogus.net
Aç kapıyı, aç ben geldim... Koynuna girmeye, evine yanmaya geldim... Kapının ardında günlerce, gecelerce yatmaktan geldim... Aç kapıyı, aç ben geldim...

Açım günlerdir derdinle, açım aylardır hasretinle, açım yıllardır sevginle, açım, aç kapıyı, ben geldim...

Yıllardır sen içeride, ben dışarıda, seven sevilenden fena, sevilen daha fena, aşığa maşuk gerek, maşuk zaten aşktan yana...

Aç kapıyı, ben geldim, doya doya sarılmaya, narınla yanmaya geldim... Aç kapıyı, sevmeye sevilmeye geldim... Aç kapıyı sonsuzluk ateşinde dem alıp yoğrulmaya geldim... Aç kapıyı, ham demirdim, evrilip su almaya geldim, çeliğe nar olmaya geldim, aşkına yar olmaya geldim...

Aç kapıyı, ben geldim... Öylece, sadece, yalnızca ben geldim...

Çiçek


Dün yeni yıl dileklerimizi mandalaya dökmek amacı ile Mandala Grubumuz ile toplandık. Benim 2017'den dileğim huzur ve barış, içimde ve dışımda... İşte bu niyetle yandaki mandala oluştu... İsmi ÇİÇEK... Sonra 6 dakika konuştu çiçek bende...

Şöyle dedi:

"Canım benim,
senin ne kadar çok sevdiğimi anlatmak isterken sesim o kadar duyulmuyor olabilir, çünkü ben alışkın değilim duygularımı ifade etmeye, alışkın değilim sevmeye ve sevilmeye... sadece kenarda durmaya alışkınım.
Belki de bir tomurcuktum açmayı bekleyen... Bir minik cenindim anne karnında doğmayı bekleyen... Sevgiyi henüz tanımayan, ama tüm potansiyeli içinde taşıyan... Çok sevebilirim, biliyorum, çok çok sevebilirim... Bütün çiçeklerimi açabilirim, RENGARENK..."

İşte böyle, biz 5 kadın, çizdik, yazdık, konuştuk... Kendimizi ifade ettik, içimizi döktük çemberin sesiyle... İyi ki...

26 Kasım 2016 Cumartesi

Ekmek

"Dilenciye verilen bir ekmek yardımseverlik degildir. Asıl yardımseverlik, siz de dilenci kadar açken onunla paylaşılan ekmektir." demiş Fidel Castro. Ah, işte o ekmek var ya... Ne kutsal bir şey... Ekmek parası var, alın teri ile birlikte anılan... Aslanın ağzındaki ekmek var, ekmeğini bölüşüp de yemek var.

Ekmek nimettir, saygı ister, şükür ister... Bir dilim ekmek için ne emekler harcanır, ne kadar yorulur insanlar, bir de bakarsın, bazıları oturduğu yerden yutuverir sizin ekmeğinizi... 

Alınteri ile ancak ekmek alınır gibi de bir çağrışım yaptı bana şimdi yazarken... Çalıştıkça kazanırız, ama az kazanırız diye düşündüğümü fark ettim... Bir lokma ekmek ile yetinmek benim için çalışkanlığın karşılığı... Ne acı... Hep kıt kanaat yaşamaya muhtaç eden bir düşünce... O zaman bunu değiştirmeli şimdi... 

Ben ahlaklı ve etik yollarla, az çalışarak da çok kazanabilirim ve öyledir...

24 Kasım 2016 Perşembe

Yardım

Yardım istemekten çekinenlerden misiniz siz de? Hani "kol kırılır yen içinde kalır"larcı mısınız? son ana dek kuyruğu dik tutanlardan mı yoksa? Acından geberse tek kelam etmeyenlerden, kan kussa kızılcık şerbeti içtim diyenlerden misiniz?

Yardım ister misiniz? Başınız sıkışmasa da, sadece bir ele ihtiyacınız olduğu için, sadece iki elle daha rahat olacağı için yardım isteyebilir misiniz?

Yardım isteyince küçüleceğinizi, yumuşayacağınızı mı zannediyorsunuz, yoksa birine gebe kalmaktan mı korkuyorsunuz? Hayır denemeyecek kadar değerli olduğunuzdan külfet altına mı sokacağınızı sanıyorsunuz etrafınızdakileri?

Dostlarınız mı yok yoksa? Güvenmiyor musunuz çevrenizdekilere? "Bizi bizden çare var" diyebileceğiniz kimseniz yok mu?

Yardım istemekten çekinenlerden misiniz? Utanır mısınız zayıf görünmekten? Aciz mi sanarlar sizi yardım istediğinizde? Ne olur?

Yara

Yaralarını sarmak için zaman ihtiyacı vardı. Sürünerek ilerliyordu, duvardan destek alarak... Bir kurşun kolunu sıyırıp geçmiş, bir tanesi bacağına sağlanmıştı... Karnında bir kurşun yarası vardı, ağır ağır bir sıcaklık dalgası ile gömleğine yayılan kanı hissediyordu... En çok koyan ise sırtına saplanan bıçaktı... Sezar'dan beri süregelen bir olay, tarihe mal olmuş... Arkadaş vurgunu... "Sen de mi?" sözünün pusuya karıştığı... "Oysa..." diye başlayan nice cümlelerle bitecekti hayatı belli ki... "Gövdem gövdene can olsun" diyebilecek biri yoksa yanında, yaşamak da ölene kadar sürecek bir azap sadece, ne fark eder?

21 Kasım 2016 Pazartesi

Fesleğen

Yeni bir eve taşındım mı, ilk iş fesleğen dikerim ben... Bir konserve kutusuna, çatlak bir demliğe, kulbu kırık bir fincana, illa ki bir fesleğen dikerim... Fesleğensiz ev olmaz, yazlık hiç olmaz...
Sabahları kalktığımda, ilk iş balkona çıkarım, çiçeklerime bakarım tek tek, ne sürprizleri var benim için, ne tür bir yaşama evsahipliği yapıyorlar, bir kelebek kozası mı var içlerinde bir arı kovanı mı yanlarında, minnacık kurtlar mı basmış, meyve sinekleri mi? Yanlarındaki su kapları kumrulara mi suluk olmuş, marulcukların kenarlarından mı koparmış serçeler?
Sonra fesleğenimi okşarım, elimde kalan kokusunu çekerim burnuma, evimdeyim derim, derin derin...
Sardunyalar ne kadar dışarı bakarsa fesleğenler o kadar içeri çeker insanı... Bir çay demlemeye, bir bisküvi açmaya, biküviyi çaya banmaya... Yuvaya davettir fesleğenler...

14 Kasım 2016 Pazartesi

Çöktüm

14 Kasım Dolunay Mandalası
Niyet: Bıkkınlık ve bezginliği atmak
Bittim ben, yıprandım, umudum kırıldı... Ay doğsa haneme umrumda değil... Bir adım daha atacak halim yok... Bittim ben... Bir ses daha duyacak, bir harf daha söyleyecek halim yok... Küllerimden yeniden doğacakmışım, haberim yok... Umrumda olsa bile takatim yok. Bakıyorum kalbime, ne sevgi ne nefret, uyuşmuş, duygudan yoksun, taş da değil, almas da... Sünger olmuş... Emiyor, ne gelirse onu emiyor... Emdikçe ağırlaşıyor. Ağırlaştıkça taşımıyor yükleri, taşıyamıyor, bir çamur, bir balçık, bir ağırlık içinde...
Umutlarım var mı? Belki de var, bir tohum halinde belki de... Yeşermek istiyor, yeşeremiyor, fırsatı yok, nefes alamıyor ki neyi büyütecek içinde? Oksijen lazım önce, güneşi görebilmek lazım... Su lazım, toprak lazım... Ama kimya bu... Hepsinin yeri ve zamanı var... Oranları var... Bir anda hepsini boca ederek olmuyor... Taklit ederek olmuyor yaşamak, rol yaparak olmuyor... Takılıyor, tökezliyor işte insan...

Keşke, çocukluğumdaki gibi olsa... Ayağım takıldığında, yere düştüğümde, dizim kanadığında, yaraya bakıp suya tutup kaldığım yerden devam edebilsem koşmaya... Sadece koşmayı düşünebilsem yeniden... Ayağa kalkıp koşsam, koşsam daha çok, daha hızlı, daha uzağa... Koştukça yenilensem, tazelensem, hiçbir şey görmese gözüm koşmaktan gayrı, nefesim ancak kendime yetse, kimseye nefes olmam gerekmese, tek olsam yine, tek ve hür, hür ve yalnız, yalnız ve tasasız, tasasız ve dinç, dinç ve dirençsiz, dirençsiz ve taze...

Kalabalık, esir, çok, endişeli, yıpranmış, öğrenmiş, aciz ve yılgın olmasam...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...