28 Haziran 2019 Cuma

Uzakta olmak

O kadar uzaktasın ki, "geleyim mi?" desen en erken 24 saat... Çok uzak değil belki, ama konunun ağırlığına göre de değişir bu... Mesela, kardeşin doğum yapıyorsa, aynı odada olsan çok uzaktasın, yardımın olamaz çünkü o aşamada... Yine de uzakta olmak koyuyor işte bu gibi durumlarda... Gel de Kahpe Bizans'ı anma... O benim canım, o benim küçüğüm, "o  doğum yapmasın, bırakın ben yapayım" diyesim geliyor, üstelik uzaktayım.

Sağlıkla doğsun, sağlıkla gelsin Leyla'mız dünyaya... Elbet görür, sarılır, koklarız...


20 Haziran 2019 Perşembe

ilk yazı

Kendimi kötü algılardan uzak tuttuğum kadar iyi olanlardan da uzak tutmaya gayret ediyorum. Gördüğümü olduğu gibi gözlemleyip yargılamadan bırakmaya çalışıyorum. "Burada insanlar çok sigara içiyor, eyvah yandım" ne kadar uzak durmam gereken bir panik ifadesiyse, "yaya geçidine adımını attığın an araba zınk diye duruyor, abi" de o kadar uzak durmam gereken bir rahatlama... Bunların hiç biri göçmekle doğru ya da yanlış yaptığımı kanıtlamaz. Bunu sadece zaman gösterebilir ve benim uyum sağlama kabiliyetim, ki en başından beri buna güveniyorum.

Pazar gittik mesela dün... Tanıdığımız sebzeler yanında tanımadıklarımıza da baktık. Sarı taze fasülye var örneğin... Azıcık aldım bugün marketten, haşladım biraz, tıpkı ufak bir bebeği yemek yemeye alıştırır gibi... Dokusuna baktım seçerken, bildiğim kurallara uydurmaya çalıştım... Sonra haşladım, tadına baktım, bildiğim tatlardan ne kadar farklı diye...

Böyle böyle geçiyor işte günlerim... Sadece sebzeleri değil, insanları da haşlamaya çalışıyorum, benimle aynı kapta haşlanabiliyorlar mı acaba diye merak ediyorum. Dış görünüşler çok farklı değil gibi, onların da iki eli, ayakları, kafaları falan var mesela... Renkleri yeşil veya sarı olsa da tatları nasıl, belirleyici olacak olan o? 

19 Haziran 2019 Çarşamba

Sert

Sert dediğin nedir ki?
Tosladığın bir duvardan başka, nedir ki? Toslamaya devam ettiğin müddetçe duvar hep sert midir? Etrafından dolaşmayı deneyen sen nesin o zaman? Yumuşak mı? Liboşsun belki, belki de akıllı... Kimi zaman kurnaz, kimi zaman korkak.
Peki sen korkaksın da duvar ne? Orada öylece durmak bir cesaret göstergesi mi? Akıldan yoksun belki de... Eninde sonunda biri yıkar duvarı... Yıkamaz mı? Bir delik açar, ya da üstünden atlar... Sert olmak büyüklük müdür? Eğilmek daha mı iyi peki?
İşin içine bilinç girmedikçe, duygu girmedikçe ne anlayabiliriz ki o durumdan? Sert gibi görünen çok yumuşak çıkmadı mı geçmişte? Ya da akan su o yumuşacık haliyle kuma çevirmedi mi o koca kayaları?
Bir kum tanesi ne anladı bu durumdan?
Bildi mi suyun annesi, kayanınsa babası olduğunu?

5 Mart 2019 Salı

Tanımak

Görsel: Araşiyama Bambu Ormanı, Kyoto - Japonya
Bildiğin şey sana aittir, çünkü bilmediğini tanıyamazsın, tanımadığını kendine katamazsın... Bu fotoğrafa bakınca "Aaa, Bambu" diyemiyorsan, bambu var mıdır?
Bir gün Toscana'da, bir yolculuk yaparken bir bambu ormanına girdik... O bambu ormanı bizim oldu, çünkü onu tanıdık... Bambuyu biliyorduk, artık bizdendir...

Düne kadar Boşnakça bilmiyordum, kimbilir kaç defa Boşnakça konuşulduğunu duydum, Rusça sandım belki... Rusça biraz benimdi, Boşnakça bana uzak...

Şeftali yerken, şeftali benim midir, kim bilir, ama ağacını, yaprağını tanıyorsam, çekirdeğini toprağa ben koyduysam, çıkan filizi ilk ben gördüysem, bugün sulasam mı acaba diye düşündüysem o ağaç bizdendir...

Tanımak, bilmek emektir... Verdiğin emek senindir.

İşte bu nedenle öğrenmek derslikte değil, yerinde bizimledir.

21 Şubat 2019 Perşembe

Yıldız


Yıldızların kraliçesi geldi, pırıl pırıl ışıldıyor gözleri... Saçlarında gün ışığı, ellerinde yıldızlar...
Gece, karanlık, pırıl pırıl ışıldıyor yıldızlar...
Birkaç yıldız şuraya,
Bir tane bu tarafa,
Şu da yalnız kalmış orada, yanına birkaç tane...

Kraliçe ama, onun da işi bu işte...
Yıldızları kollamak..
Her gece dağıtıp her sabah toplamak...

Herkesin bir işi var, işi yaparken ne kadar parladığın sana kalmış...

Kum

Bir kaya gibi duruyorsun ya orada, hiç kıpırdamadan, bir nebze olsun esnemeden, dimdik...
Bir kaya gibi sarsılmaz, yerinden oynatılamaz, ağır...
Yine de sırtımı dayamam sana, güvenemem, hiç kimseye, hiç birine... Kaya da olsa...

O kaya değil midir, dalgaların ortasında sapasağlam duruyor sandığın, oysa gün be gün yıpranan belli etmeden, alttan alta oyulan...

Düşün o kaya değil miydi bugünün kum tanesi sahilde üstüne basıp geçiverdiğin...

Kaya...

Bir düşün...

9 Ocak 2019 Çarşamba

Dondum

Görsel: Elena Elisseeva
Kışı çok severim bilir misin? Bir bekleme dönemidir, bir sükunet gelir insanın üstüne doğa ile barışık yaşıyorsa eğer... Bakma sen o "medeniyet zırhı"nın koşturmacasına... Bir hareket, bir telaş... Kış dediğin ateştir içten içe yanan... Beklemektir toprağın karnında açacağın günü... Durmaktır, kalmaktır kış... Donmaktır...

Ama asla ölmek değildir, umuttur, tohumdur, nabızdır içten içe atan...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...