23 Eylül 2016 Cuma

Doğum günü

Bu sene tüm hatırlatıcıları kapattım sosyal medyada... Doğum günümü sadece bilen bilsin istedim... "Beni seven arasın" diye niyet ettim... Sadece bir şiir yazdım 44 yaşıma, onu da saldım gitti benden... Okuyan anladı, bilen gördü, öyle aktı...

Yıllardır daha da öze dönüyorum gün-be-gün, daha BEN olmaya çalışıyorum, hayatı bir yolculuk olarak görüyorum... Sıkı sıkı giyinip başlamışım sanki yürümeye, her dem bir kıyafet atıyorum üstümden... Artık hepten inceldi sanıyorum üstüm, bir bakıyorum, bir palto varmış altında, fark ediyorum, onu da atıyorum, sonra bir gömlek, bir elbise daha...

Her neyse, sabah bir mesaj ile karşılaştım, belki 15 yıldır görmediğim, yılda birden seyrek haberleştiğim bir arkadaşımdan... Beni rüyasında görmüş, nasıl olduğunu merak etmiş... Dedim ki, "beni seven arasın" demiştim, mesaj yerine ulaşmış...

Sonra, oğlumun geçen sene kullandığı servisin ablası aradı, halimi hatrımı sormak için... Yine bizim sokaklardan çocuklar alıyorlarmış sabahları, bizi hatırlamış... Olsa olsa ayda bir telefon ile konuştuğum, yüz yüze ondan da az görüştüğüm bir kadın... Kalpler arasındaki mesafe kadar yakın... Kan bağı kadar yakın...

Bilmem tanıyor musunuz bu hissi... Bazen hiç konuşmadan anlaştığımız, bir bakışla selamlaştığımız, kalp kardeşlerimiz var dışarıda... Ne zaman sessize alıyoruz etrafımızdaki gürültüyü, o zaman duyuyoruz seslerini, kalbimizin sesini yani...

"Aşırı gürültülü, inanılmaz yakın" demiş ya Jonathan Foer, ancak bu kadar özetlenebilir...

20 Eylül 2016 Salı

44


4 dörtlük bir hayat düşledim kendime
Pamuktan, kadifeden ve çiçeklerden
Bunun yerine dikenlerim oldu yollar boyu
ve gökkuşağım,
gördüğüm, ama hiç ulaşamadığım

4 dörtlük bir hayat düşledim kendime
Çikolatadan, tarçın kokulu, lavantalı
Bunun yerine çayım oldu, zifiri karanlık,
aşırı dem almaktan acılaşmış, yalnızlık kokan...

4 dörtlük bir hayat düşledim kendime,
Ormanlardan, denizlerden, insanlardan
Bunun yerine kahvem oldu ve kitaplarım
ve mavilerim oldu, kafamı kaldırdıkça

4 dörtlük bir hayat düşledim kendime
Bakmayı öğrendikçe, bıraktım düşlemeyi
Yaratmaya başladım
Kalemi tutan elin yüceliğini anladım...
Dostlarım oldu, çocuklarım...
Yerlerim oldu, göklerim...

Kederlerim oldu, ağladım,
Güldüm sonra, kahkahalar attım...
Bıraktım düşlemeyi,
Yaşadım...

8 Eylül 2016 Perşembe

Neşe

Neşelen hadi, gülümse... Hayat kısa kafayı takmak için dertlere... Bak, ne çalıyor radyoda... Seversin sen dokuz sekizlikleri, hadiiii, gel kıvıralım azıcık, eğleniriz... Neşelen hadi... O saçını atıver kulağının arkasına, yüzün açılsın, gözlerin görünsün... Hadi bakalım, başla gülmeye, dişlerin görünsün...

İşte böyle, ben biliyorum da mı oynuyorum, bak, ben beceremiyorum, sen de bana gülüyorsun, ne güzel... Sonra sen güzelce kıvırıyorsun, ben de sana gülüyorum... Böyle işte, yukarıya çekiyoruz birbirimizi, yükseliyoruz, keyfimizi arttırıyoruz birbirimizin...

Dertleşmek mi, boş ver şimdi dertlere, onlar bekleyedursun... Anlatırsın bir ara... Hem kim bilir, anlatmaya vakit olana kadar ortada dert kalmaz belki de... Böyledir çünkü, dert dediğin yarına aittir genellikle, gün doğduğunda yeniden, başka bir yarın vardır önünde, başka bir ufuk... Başka bir güneş açmıştır, farklı bir mavidir gökyüzü...

Boş ver dertlere sen, neşeye gel... Neşe kaçtı mı düzelmez çünkü dertler... Oysa güneşin altında bir başka görünür hayat... Hadi, yaşamana bak...

5 Eylül 2016 Pazartesi

Sel geliyor

Söyleyecek o kadar çok lafım var ki, boğazımda tıkalı... Susuyorum, dudağımın kenarında bıraktığım o göz yaşı kurudu gitti... Yüreğim buruldu, minicik bir ceviz kadar kaldı, minicik... Bakıyorum, bakmak istemeden; görüyorum görmek istemeden... Duyuyorum o sesleri, tüm o sesleri, duymak istemeden...

Bıraksam, gitsem, neresi var ki kendimden başka gidecek... Bugün orası bile yabancı bana... Herkes ayıplamak üzere bekliyor kendi ayıplarını benim üzerimden... Bir günah-yiyen gibi bekliyorum o nehirde seni de... Atın, atın bütün ayıplarınızı, günahlarınızı nehre, benim üzerimden rahatlatın vicdanınızı...

O sandıklar dolusu yükünüz benim yüküm artık, biliyorsunuz, rahatlatıyor bu sizi... Ben ise yedikçe yiyorum tüm o vicdan safrasını, yiyorum, ama sindiremiyorum... Birikiyor, kabarıyor nehir... Korkmuyorsunuz hiçbiriniz, nehir taşacak, sel geliyor, korkmuyorsunuz...

En ağır yük hangisi, düşünmüyorsunuz bile, bırakıveriyorsunuz nehre...

Sel geliyor...

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Yüreğinle gel

Yüreğinle gel bana, geleceksen eğer...
Bir işe gireceksen yüreğinle yap...

Yüreğin yoksa işin içinde, aklını da veremezsin,
Ben söylemiş olayım...
Aklın işin içine girmediğinde, zihninle yaparsın yaptığını...
Mantığınla sevemezsin bir insanı, bir olayı,
Yüreğin yoksa işin içinde,
Olsa olsa saçmalarsın...

Zihin karıştırır işleri,
doğrunu yanlışını şaşırırsın...
Aklınla bilemezsin görmediklerini,
Yüreğin yoksa işin içinde,
Hakikati sezemezsin...

Gözünün önündedir, göremezsin...
Burnunun ucundadır, duyamazsın...
Yüreğin yoksa işin içinde,
Bilsen de bilemezsin...

4 Ağustos 2016 Perşembe

Gülümsüyorum

Görsel: Todd - Dünyanın en çirkin çocuğu
Kutlukhan Perker
Bazen aklıma bir düşünce geliyor, hınzırca gülümsüyorum kendi kendime... Sanki bir planım varmış gibi... Tüm o kötülüklerin intikamını bir hamlede alacakmışım gibi, hınzırca gülümsüyorum... Adım adım değil, yavaş yavaş olgunlaşmış bir meyve gibi değil... Bir hamlede, tek bir hareket ile, bir anda tüm o yılların, ağır ağır kazanda kaynayan tüm o eziyetlerin intikamını alabilecekmişim gibi...

Gülümsediğimi gördüğünde yüzünde beliren tereddütü görüyorum, bir anlık şüphe gölgesi geçiyor gözlerinin ardından, "acaba" diyorsun, hissediyorum. Sonra sen de gülümsüyorsun bana... Sanki sonsuz sevecenlik kaynağıymışsın gibi, sanki biricik aşkına gülümsüyormuşsun gibi... Bir tek çizgi bile kalmıyor yüz hatlarında kafandan geçen soru işaretini gösterecek... Ama ben hissediyorum... Çünkü kurban bilir celladını... Bir tek kurban tanır celladını...

3 Ağustos 2016 Çarşamba

Kahve

Kahve, sanki eşlikçidir, yol arkadaşıdır, suç ortağıdır, fark ettiniz mi hiç? Kahve hep ikilidir... Kitap ve kahve; kahve ve sigara, kahve ve sohbet, kahve ve çikolata... Asla tek başına değildir kahve... Kimi zaman dostluklara yoldaştır, kimi zaman geceye arkadaş... Bazen bitmesin istenenlerin sonuna eklenir... İyi bir yemeğin arkasından bir fincan kahve, geceyi erken noktalamamak için bir tane daha...

"Gel beraber bir kahve içelim" deriz dertleşmek istediğimizde... İşe ara vermek için kahveye sarılırız... Miss gibi kokusunu içimize çeker, yalnızlığımıza destek ararız... Mutlu günlerimizde bir fincan kahve ile başlarız tatlı sohbetlerimize...

Kahve asla tek başına değildir, bir eşlikçi arar yanına, bir suç ortağı, asla yalnız içilmez... Ya yanınızda biri vardır, ya aklınızda...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...