13 Nisan 2016 Çarşamba

Şifa

"Şifa olsun" derdi anneannem, en ufak bir lokma ekmeği bile verirken, hapşırdığımda bile... Hayatın içinde şifası ile yaşardı. Ellerinden şifa akardı, yumuşacık, sıcacık, kendi gibi, pofuduk, pamuk pamuk...

Bilirdim ki, şifa içimizde... Günümüzde, nasıl baktığımızda... Sabah nasıl uyanmayı seçtiğimizde... Şifa gözlerimizde, tıpkı nazar gibi... İyi diyelim, iyi olsun, şifa dileyelim, şifa olsun... Anneannemin şifası hepimizle olsun... Bir lokma su içerken bile farkında olalım şifanın, değil mi?

"Farkında olmak şükürdür" derdi hocam... Farkında olduğunun bile farkında olmalı insan... Karman çorman olduğunun farkında olduğu gibi, şifanın da farkında olmalı... Güneş ışığı tenine değdiğinde... Sabah, gözünü açmadan daha yanındaki teni hissettiğinde... "Ooooh, canıma değsin" dediğinde... Çocukken ne kadar çok derdik, oooooh, canıma değsin... Hatırladın mı?

Hadi, ayıbı, günahı bırak... İçinden deyiver bir kere... Şimdi git pencerenin önüne, gökyüzüne bak, derin bir nefes al, bir daha söyle, bu defa sesli sesli söyle...

"OOoooooooh, canıma değsin..."

Şifa olsun...

12 Nisan 2016 Salı

Öğle Yemeği

Çoğunlukla bir sandviç ile geçiştiririm öğle yemeğini, çok da fazla önemi yoktur benim için... İşim çok daha önemli, pek çok insan öğle molasında o mükellef sofralarını kurdurur, hatta belki bir kadeh de şaraplarını içerken, ben analizlerime devam ederim borsanın üst katındaki ofisimde... Evim de Wall Street'e yakın. Kötü bir semt, ama her an aklıma birşey geldiğinde ofise gidebiliyorum. Aslında bir anlamda ofiste yatıyorum da denebilir ya, evi tutuyorum bir yandan... Sanıyorlar ki, kız arkadaş falan götürmek için o ev, değil dostum, yanılıyorlar... O işler dikkati dağıtır. Borsa işinde tetikte olmalısın. Anlıktır fırsatlar...
NY'un en gözde broker'ı olmak kolay değil, dostum... En gözde bekarı olmaktan çok daha zor... Bir kaç markaya, bir kaç mekana takılmaya bakar kızlar... Borsa öyle değildir, ufacık bir sadakatsizliği, en küçük dikkat dağınıklığını asla kabul etmez...

Ne diyordum, hah, öğle yemekleri... O sırada haberleri okurum ben... Hint gazetelerine kadar okurum, en ufak bir ayrıntıyı, en küçük bir detayı bile kaçırmam gözden... Sandviç dedim, ama ondan da vaz geçsem iyi olacak sanki... Bir kahve yeter bana aslında düşününce... Tıpkı sabahları yaptığım gibi...

8 Nisan 2016 Cuma

Ruhum

Görsel: http://www.tattoobite.com/
Ruhum bir yaralı kuş, gönlümün bir yanı hüzne bakar benim... Klişelerden hiç hoşlanmam, ama şu palyaço klişesi tam bana göre... Hani var ya, "benim her kahkahamda bin gözyaşı gizlidir" diyen... İşte o bendeniz oluyorum... Mesleğim tiyatro değil belki, ama rol yapmak ikinci adım... Her gün evdekilere ayrı rol, patrona ayrı, müşteriye ayrı bir rol... Maskeler, maskeler, maskeler...

Sanırsın ki, bu kadar maske takarken insan sonunda kim olduğunu unutur... Kazın ayağı öyle değil... Her an hatırlıyorum aslında kim olduğumu... Ruhumun kanayan yarasını bir an bile unutmam mümkün değil... Dudağımın bir kıvrımından bile taşmasın diye saatlerce ayna başında çalışıyorum... Gizli kimliğimi kimse bilmiyor, annem bile... Hüzünlerle sarıp sarmaladığım kalbimi, her an can çekişen bir kuş gibi kanat çırpan ruhumu kimse görmedi bugüne kadar... Belki, belki babam görmüştü gözlerimde, emin değilim, ölmeden önce, ellerimi tutup gözlerimin içine baktığında, o bir an için, belki babamın hüznü ile buluşmuştu ruhumdaki kuş... Bir şey söyleyecek gibi ağzını açmış, sadece derin bir ah çekip öylece boşluğa çevirmişti gözlerini... 3 gün çekmedi zaten ebedi yolcuğuna çıkması, belki de benim yaramdı onun umudunu kıran, kim bilir...

Kal demedim çünkü diyemezdim... Asıl yandığım, bekle birlikte gidelim dememiş olmam... Bir maske de bunun için taktım daha sonra, içimdeki korkağı gizlemek için... Bekle geliyorum demeden, diyemeden... O gitti, ben kaldım...

Kalakaldım...

7 Nisan 2016 Perşembe

Büyümek

Görsel: We all need something to grow by Pablo Barra
Keramet büyümekte değil sanırım... Zaman sadece sebzeleri olgunlaştırır demiş ya düşünür, ben de değişen ne o zaman, onu anlamak istiyorum... İçimdeki çocukla iletişimi kopardım bir süre, dans etmeyi unuttum ve taklalar atmayı doğada... Sonra da çok sıkıcı buldum kendimi... Büyümek bu olmasa gerek... Aklı da büyümüş derler ya, aslında aklı değil gönlü büyütmek gerek...
Gözden düşmüş artık yetişkin olmalar, ya da çok geç kalmışım ben o trene... Bir baktım ki büyüdüğümde, yalnız kalmışım. Tekrar küçülmek olası mı?
Büyümek dediğin ne o zaman? Bir çocuğa yürekten sarılabilmek ve hiç tanımadığın bir çocuğun sana sarılması delicesine sevinmesi seninle... Zamanı unutabilmek birlikte sohbetin dibine vurarak bir nene ile... Yaşın anlamını yitirmesi büyümek, günlük telaşların mevsiminden geçip hayatla dans etmeyi hatırlamak, tıpkı çocukken olduğu gibi... Sevdaları, tutkuları hayatın içine katabilmek, yemeğin tuzunu yaşarken hayata katabilmektir büyümek...
ve bir sevdadır yaşarken büyümek...

2 Nisan 2016 Cumartesi

Mücevher

Anneannemin çok güzel bir yakut mücevher takımı vardı... Eski kadınların eski güzel mücevherlerinden... Kocaman kırmızı taşı, kırmızı altından montürü vardı ve etrafında ufak elmaslar vardı... Hayatımda gördüğüm en güzel şeydi sanırım... Bir gün hırsız girdi eve, ödüm koptu yakut küpeleri aldı diye... Dolaptaki bütün kaseleri tek tek kaldırmış, yoklamış her yeri, en son kaseyi de kaldırsa mücevheri bulacak... Kaldırmamış onu... Alamamış yakut takımı... Çok sevindim... Onun yerine teyzemin Almanya'dan getirdiği kadife pelerinimi almış... Adak gibi... Çok sevdiğin bir şeye karşı çok sevdiğin başka bir şey... Olsun... Yakutlar daha değerli, onlar kurtuldu ya... Çocukluğumun hazinesi yakutlar...

Aradan yıllar geçti, anneannem vefat etti, küçük anılar paylaşıldı, eşyalar dağıtıldı... Yakut mücevherden bahseden hiç yok... Keşke bana kalsa dediğim bir miras, çocukluğumun hazinesi, nerede?

Anneme sordum, "yakut küpeleri vardı anneannemin, etrafı elmastı hani" diye...
"Ne yakutu?" dedi annem... Bir daha anlattım, hani kocaman taştı ortası, kırmızı altın montürü vardı...

Annem güldü, "camdı onlar" dedi...

Cam KIRILDI...

25 Mart 2016 Cuma

Muhteva

Muhtevası içindedir insanın... Ne beklediğin, ne gördüğün, ne bildiğin önemli değil... Biraz mayasıdır gereken... Gerekli ortamı buldu mu? Maya tutuverir bir anda... Su önemlidir, hava da... Ama mayasını bilemezsin asla... Muhtevası kendindendir çünkü... O nedenle güvenemez insan insana... Bilir çünkü kendinden, ne çıkar asla bilinemeyeceğini...
Ağabeyim mesela... Mangalda kül bırakmaz iş delikanlılığa gelince. Bir anda parlayıverir, tutuşturur her yanı, sanırsın bir külhanbeyi narasını duysan... Biz onu öyle bildik hep. Sonra...
Sonra mı ne oldu? Evinin beyi oldu ya... geçende bir baktım, hanımdan izin almadan anasına bile gelemezmiş... Değil ki akşam kahveye çıksın... Kılıbığa çıktı mahallede adı, iyi mi?
Anladım ben işte o zaman...
Ne çıkacağını asla bilemezsin, hamur bir defa maya tutunca...

22 Şubat 2016 Pazartesi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...